Soma katliamının gizi bankacının duran kalbinde - Eylem Akçay ile söyleşi

Plaza Eylem Platformu, bankalardaki mobbing uygulamalarını gündeme getirmek için sık sık basın açıklamaları düzenliyor. Platform özellikle 2018 yılında İstanbul’daki birçok banka önünde açıklama yaparak bankaların, çalışanlarına kötü davrandığını, birçok çalışanın da koşullardan dolayı sağlık problemi yaşadığını duyurdu. Plaza Eylem Platformu’ndan Eylem Akçay’la bu çabalarının gerekçelerini, banka çalışanlarının durumunu ve açılan davaların durumunu konuştuk…

‘KOLAY OLMUYOR AMA İŞE YARADIĞINA ŞAHİT OLUYORUZ’

Özellikle 2018 yılında ayda en az bir gün bir bankanın önünde basın açıklaması yaptınız. Bu açıklamaların sayısı neden arttı?

Birkaç yıldır işten atılan çalışanların gönderdiği vakaları gönüllülük esasıyla nöbetleşe takip ediyoruz. Finans sektöründe çalışma koşullarının gün geçtikçe kötüye gittiğini gözlemliyoruz. Çalışanların bankalara seslerini duyurmak istemesi üzerine basın açıklamaları yapmaya başladık. Akbank, ING Bank, Garanti Bankası ve Yapı Kredi önünde basın açıklamaları yaptık. Finansbank ve Denizbank gibi bazı bankalar için de çalışanlarla sözleştik. Açıklamalarımızı öğle tatilinde, ilgili banka önünde yapıyoruz. Çalışan insanlar için bunu yapmak kolay olmuyor ama ne kadar çok işe yaradığına şahit oluyoruz. Bu açıklamalara banka çalışanlarını davet etmiyoruz. Geçenlerde Yapı Kredi yasal hakkını kullanarak mobbing davası açmak için arabulucuya başvuran bir çalışanını dava açmaya kalkıştığı gerekçesiyle çıkardı. Banka elbette bunun ardından açılan işe iade davasını böyle bir gerekçe gösterdiği için kaybedecek, hatta mobbing davasını da… Bunu banka avukatı da biliyor. Ama böylece çalışanların gözü korkutulmaya çalışılıyor.

‘KAYIPLAR GERÇEKLEŞTİĞİNDE GELİYORLAR’

Peki çalışanlar size en çok hangi konularda başvuruyor?

Öncelikle birçok banka çalışanının bize başvurduğunu vurgulayalım. Ama çalışanlar en son raddeye geldiklerinde bazı kayıplar gerçekleştiğinde veya çaresiz kaldıklarında geliyorlar. Öncelikle işletme içinde iyi niyetle çözüm aramaya gayret ediyorlar. İşletmeler bu konuda kesinlikle acımasız davranıyorlar. İşçi haklarının gittikçe törpülendiği, hukukun kötüleştiği, mesleğin itibarsızlaştırıldığı bir çalışma ortamında bankalardan çalışana yönelik adalet beklemek mümkün olmuyor. En çok haksız işten çıkarılma başvurusu oluyor. Bu işten çıkarılmalara genellikle mobbing eşlik ediyor. Basın açıklamalarımız büyük oranda beklenmedik kalp krizi ve beyin kanaması gibi sebeplerle vefat eden bankacıları kapsıyor. Bunun hesabının sorulması gerekiyor, diğer türlü ‘abartacak bir şey yok’ anlayışıyla dönüşsüz noktalara kadar gidiliyor.

Kadın çalışanlar için durum nasıl?

Kadınlara yönelik ayrımcılığın çok yüksek olması bizi çok şaşırtıyor. Çalışanlar haklarını bilmiyor veya kendilerini güçsüz hissediyor olabilir ama işletmelerin bu derece hukuku çiğnemeye ve istismara meyilli olmaları açıklanmaya muhtaç.

‘İŞLETMELER ÇATIŞMALI ORTAMI YÖNETEBİLECEKLERİNİ DÜŞÜNÜYOR’

Şu an içerisinde bulunduğumuz ekonomik koşullardan kaynaklı işletmelerin, çalışanlara kötü davrandığını söylemek doğru olur mu?

Çalışanlar mutlaka bir sağlık sorunuyla boğuşuyorlar. İşletmeler gemi azıya almış durumda. İş yerleri gerginliği yüksek alanlar haline geldi. Çünkü işletmeler çatışmalı bir ortamı yönetebileceklerini düşünüyorlar artık. İş barışı tek yönlü olarak bozulmuş durumda. Sağlık sorunlarının artmasından bu gerginliği, rekabeti, güvencesizliği, satış baskısını ve performans baskısını sorumlu tutuyoruz. Mobbing’in ve hasta bina sendromunun yarattığı sağlık sorunları tıp literatürü ve hukuk tarafından tarif edildi, tanındı. Ancak ruhsal sorunların bedensel olanları, bedensel olanların da ruhsal olanları tetiklediği zincirleme ve toptan bir sağlık yitimi söz konusu.

‘İŞTEN ÇIKARMA HABERLERİ BANKALAR TARAFINDAN BİLEREK YAYILIYOR’

Yine önceki hafta yaptığınız basın açıklamanızda, “İşten çıkarmalar, ‘paket’ adı altında çalışanın kendi rızasıyla çıktığı izlenimi yaratılarak yapılıyor” dediniz…

Bu haber basında yer aldı. Ancak banka adı verilmedi. Bu tür toplu işten çıkarma haberleri bazen bankalar tarafından bilerek yayılıyor. Psikolojik bir hazırlık sağlamak ve banka içinde basıncı, gerginliği artırmak faydalı oluyor. Ancak ING’deki, Yapı Kredi’deki son toplu işten çıkarmalar, çalışanlara teker teker baskı yapılarak ve çıkmaya zorlanarak gerçekleştiriliyor. Bunlar toplu işten çıkarma gibi görünmediğinden yasal sınırlamalar rahatlıkla aşılıyor. Bunun bu kadar rahat yapılabilmesinin sebebi, mobbing’in cezasız bırakılması. Bankalar bilerek mobbing’e uygun ortam yaratıyor. ‘Kurumsal mobbing’, mobbingin çalışanlar üzerinde sürekli bir tehdit olarak örgütlenmesi anlamına geliyor. ‘Kara liste’ tehdidiyle birlikte çalışanın çaresiz hissetmesi ve işten kendi isteğiyle ayrılmış gibi gösterilmeyi kabul etmesi kolaylaşıyor.

‘BANKALAR HUKUKSUZLUĞA VE DAVALARIN UZUN SÜRMESİNE GÜVENİYOR’

İşten çıkarmalarla başarısızlığın ölçütü olarak işçiler mi gösteriliyor?

Bankalar “başarısını” çalışanların çok çalışmasına borçlu. Aşırı çalışma dayatılıyor. Çalışma yoğunlaştıkça değersizlik hissi de artıyor. İşten çıkarmalarda ise az çalışan-çok çalışan ayrımı yapılmıyor. Zaten bankada az çalışma imkanınız yok. Posası çıkarılarak sağlık sorunlarına boğulmuş çalışanlar, hamile veya yeni doğum yapmış kadınlar, belli bir yaşın üzerindeki çalışanlar ayıklanıyor. Böyle böyle birkaç hafta veya ay içinde yüzlerce çalışan işten çıkartılıyor, yerlerine daha düşük maaşlı çalışanlar alınıyor. Yasal olarak toplu işten çıkarmada böyle bir imkanınız olmaz, o yüzden çalışanlar baskıyla gerçek anlamda kovuluyor. İstifaya, ikale sözleşmelerine zorlanıyor, mobbing veya psikolojik tacize maruz kalıyor, o da olmazsa performans gerekçesiyle işten atılıyorlar. Bankalar işten çıkarmayı hem yönetim hem ‘tasarruf’ stratejisi olarak görüyor. Eninde sonunda davaları kaybedecek olsalar da sadece hukuksuzluğa ve davaların uzun sürmesine güveniyorlar.

Bankalara işe iade davası, mobbing gibi birçok dava açıldı. Bankalara açılan dava sayıları bu yıl daha mı çok arttı?

Mobbing davaları gün geçtikçe artıyor. Bunun bir sebebi bilincin artması, diğer sebebi de işletmelerin iş barışına ihtiyaç duymaması ve mobbing’in kurumsallaşması. Davalar sadece borçlar kanunundaki hükümlere bağlı olmak zorunda da değil, insan hakları ve iş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleri de iş yerinde ayrımcılığı ve psikososyal riskleri engelleme yükümlülüğü veriyor. Çalışanlar ve avukatlar bunu keşfettiklerinde çok daha fazla davayla karşılaşacağız.

‘RUHTAKİ YARANIN KAPANMASI İÇİN İNSANLARIN YARAYI GÖRMESİ GEREK’

En çok sağlık sorunlarından, psikolojik sorunlardan yakınıyorlar. Bu sorunları davalarında da dile getirebiliyorlar. Sosyal sorunlarsa görünür olamıyor. İnsanlar, toplum ancak Soma gibi büyük vakalar olduğunda hareketleniyor. Ama her gün iş cinayetlerinin yaşandığı, insanların fakirlik içinde süründüğü bir ortamda mobbing ve intihar küçük ve şahsi bir şey zannediliyor. Aileler de bazen çalışanların ne yaşadığını yeterince anlayamıyorlar, bu tür şeylerin yakınlarının başına gelmesi onlara inandırıcı gelmiyor. Hukuka başvurmak önemli bir aşama oluyor çünkü o zaman yaşadıklarınız ete kemiğe bürünüyor. Ruhtaki yaranın kapanması için insanların o yarayı görmesi gerek. İnşaatlardaki ölümlerle mücadele etmek için ofisteki ‘hadi hadi’ sistemiyle mücadele etmek şart. Soma’daki katliamın gizi, Garanti Bankası çalışanı Ahmet Öncül’ün duran kalbinde yatıyor. Bu kalbin durmasının gizini de ING Bank’ta süt iznini kullanırken performanstan işten çıkarılan Evla Fazlı ve bize başvuran, başvurmayan diğerleri gayet iyi biliyor.

‘SENDİKALAR ÇALIŞANLARI GÖRMÜYOR’

Banka çalışanlarıyla ilgili sizce sendikalar üzerine düşen görevleri yerine getiriyor mu? Bu konuda neler yapabilirler?

Sendikaların günahı büyük. Elbette hem hükümet hem yetersiz yasalar ve hukuk sistemi hem de işletmeler büyük baskı uyguluyor. Akbank’ta grev kararı alan sendikayı durdurmak için şirket hükümetle el ele gayret gösterdi. Yasa değiştirildi. Gece yarıları Bakanlar Kurulu imzaları toplandı. Ama sendikalar çalışanları görmüyor. Yeni çalışma koşullarına uygun örgütlenme modelleri geliştiremiyor, işten çıkarılanlar hakkında adım atmıyor. Sendika işletme karşısında çaresiz hissederken çalışan da sendika karşısında kendini aciz hissediyor. Çalışan sendika politikası ve yönetimi üzerinde söz sahibi değil, mevcut yönetimler de bunu sağlayacak düzenlemelerden kaçınıyor. Aslında çalışanlar sendikadan yardım talep etmiyor, söz hakkı talep ediyor. Sendikanın örgütsel birikimini ve kurumsal gücünü çalışanların yalnız kalmamasının, iş arkadaşlarıyla buluşmasının zeminini oluşturmak için kullanmasını istiyor.

Peki Plaza Eylem Platformu bu konuda neler yapıyor?

Plaza Eylem Platformu günümüz çalışma koşullarına cevap vermeye çalışan işçilerin bir zemini. Biz çok farklı sektörlerden birçok çalışanın bir araya geldiği ve haklarını savunmakla kalmayıp yeni haklar ürettiği bir platformuz. İş ve iş dışı hayatın, işsizlikle çalışmanın iç içe geçtiği, çalışanın ruhsal alanda da işverenle mücadele ettiği bir dönemde emek mücadelesinin hakkını vermeye çalışıyoruz. İş güvencesinin zayıflaması karşısında önlemler de geliştiriyoruz. Banka çalışanının hakkı için araştırma sektöründen çalışanlar basın açıklaması yaparken Maslak bölgesinde Esentepe’den gelen çalışanlar bildiri dağıtıyor. Birbirimizin eksiğini tamamlıyor, deneyimlerimizi paylaşıyor, birbirimizden öğreniyoruz. Öğrendiğimiz en temel bilgi şu: Çalışanların yalnız kalmama ve birbirini yalnız bırakmama zorunluluğu var. Bu zorunluluğun işverenler ve devletler de farkında, şimdiden çalışmalara başladılar. İngiltere’de yalnızlık bakanlığı ve intiharı önleme bakanlığı kuruldu. Bu zorunluluğu işverene veya devlete bırakmadan, yaygın bir şekilde, günlük hayatı, dinlenceyi, sosyal hayatı da görecek biçimde karşılayabilirsek, yalnız kalmamayı sağlayacak kurumlar oluşturabilirsek güçleneceğiz. Emek örgütleri de bu güce uygun bir tarzda yeniden şekillenecek.

Hacı Bişkin / Gazete Duvar