(13) 3. Havalimanı işçileri davasında işçi ve sendika yöneticilerinin biri dışında tamamı tahliye edildi

3. Havalimanı işçileri, kötü çalışma koşullarına, ücretlerinin ödenmemesine, işten çıkarmalara karşı eylem yapmış, eylemin ardından işçiler jandarma tarafından koğuşları basılarak gözaltına alınmıştı. Dev Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut ve İnşaat-İş Sendikası’nın 4 yöneticisinin de bulunduğu 31 kişi tutuklanmıştı. Tutukluların yanı sıra 31’i de tutuksuz olarak yargılanan işçilerin İstanbul Gaziosmanpaşa Adliyesi’ndeki davası bugün görülüyor. Dava için belirlenen salonun yetersiz olması nedeniyle yemekhane de duruşma adliye yemekhanesinde gerçekleşti. İnşaat-İş Sendikası Twitter hesabından duruşmada olan biteni aktardı.

Duruşma polisin, ailelerden birer kişi, milletvekillerini ve yalnızca 5 basın emekçisinin salona alınacağı dayatmasıyla başladı. Tepkiler üzerine polis geri adım atarak aileleri ve sarı kartı bulunan basın emekçilerini salona aldı.

Avukatlar sorgu öncesinde iddianamenin değerlendirilmesi için söz istedi. Avukat Ahmet Baran Çelik “Sorgudan önce iddianamenin değerlendirilmesi için söz ve derhal beraat talebimiz var” dedi.

İddianamede suç üretildi
Avukat Kazım Bayraktar iddianamede zorunlu olanlar unsurların bulunmadığını belirterek “İddianame eylemi almış bir çuvala, sanıkları bir çuvala, delilleri bir çuvala koymuştur. Suç üretmiştir” dedi. Hakim Av. Kazım Bey’in konuşmasını keserek “Sorgudan sonra dinleyeceğim” dedi. Bayraktar, “Bizim müvekkillerimize iddianamenin çelişkilerini ve kendi lehlerine olan şeyleri işçilere söylememiz lazım. İddianame işçilerin hak için eylemini suç olarak tanımlıyorsa biz de avukatlar olarak işçilere ‘Bakın bu iddianame sizin hak aramanızı suç olarak gösteriyor’ diyerek işçilere bir perspektif sunmamız gerekiyor” dedi. Bayraktar şöyle devam etti:

Bu iddianame patron devlet ittifakının ifadesidir. Patronla onun ofisinde yapılan görüşmeye bile yanında devlet gücüyle geliyor. O görüşmelerde işçilerin talepleri de iddianamede yer almıyor. Kamunun baskı gücünü de yanına alarak görüşmeye gelen Kadri Samsunlu talepleri dikkate alarak sorunu çözmek yerine bizim bu görüşmeye gelmemiz bile lütuftur diyor. İddianame sendikacıların orada olmasını suç olarak koyuyor. Bir iddianamede sendikacılık bu şekilde tanımlanır mı? Sendikacılar, işçilere direnme haklarını anlattı. Sendikacı bunu elbette yapacaktır. İşçilerin iş cinayetlerine ödenmeyen ücretlere ve diğer kötü koşullara karşı iş görmeme hakkı vardır. İddianame bu hakkın kullanılmasını suç olarak tanımlıyor.

İddianamede işçilerin taleplerine yer verilmedi
Bayraktar, gözaltı sırasında yapılan hukuksuzlara, tehdide ve şiddete değindi. Ardından “Sendikacılar işçilerle görüştü ve taleplerini elleriyle yazdılar. Bu iddianamede bu talepler yok” dedi.

Avukat Songül Beydilli söz aldı. Beydilli “Bu iddianame hukuki belge değildir, çünkü olayı ters yüz etmiştir. Hak kulanımı suç teşkil etmez, iddianeme hak kullanımını suç haline getirmiştir. Barışçıl silahsız gösteri yapma hakkı vardır. Toplu eylem hakkı yasaldır” dedi. Toplumsal ihtiyaç değerlendirmesinde işçinin sağlığı mı patronun karı mı daha önemli olacak? İşte bu davanın esas konusu budur” dedi.

Samsunlu’nun özrü tutanağa geçti
Bayraktar tekrar söz alarak “Kadri Samsunlu iki gün sonra çıkıp ‘İşçiler haklıydı özür dilerim’ dedi ama işçiler halen tutuklu” dedi. Hakim bu sözleri tutanağa geçirdi.

Avukat Yıldız İmrek söz alarak Anayasa’daki işçi haklarını hatırlatarak iddianamenin bunların hiçbirini kapsamadığını söyledi ve “31 işçinin tutuklu yargılandığı mahkeme darbe döneminde ancak görülmüştür” dedi.

“Savcı bir gün empati için o yatakhanelerde kalamazdı”
Avukat Mürsel söz alarak işçilerin derhal beraat talep ettiklerine ve gerekçelerine ilişkin “Kolluk ifadeleri avukatlar huzurunda yapılsaydı bugün burda bunları konuşmazdık” diyerek sorgu sürecindeki çarpıklıkları, savcıyla görüşme çabalarında nelerle karşılaştıklarını ve gözaltı sürecindeki hukuk dışılıkları sıraladı. Mürsel şunları söyledi:

Zorla alınan kamera kayıtlarında kendi kendilerini tespit etmeleri istenmiş ve delil bulamayınca üretmişler. Jandarmanın kırdığı kapılar işçiler yapmış gibi gösterildi. Neymiş dünyanın en büyük havalimanı yapılıyormuş. Bu işçilerin yemekhanede yargılanması makus talihleri olsa gerek. Hiçbir silah olmamasına rapmen 31 işçi aylardır tutuklu. Müvekkillerimizin bu kabustan uyanmasını umuyoruz. İddianame evlere şenlik. Mantık içler acısı. Savcı adeta sözcüklerle kavga etmiş. Neymiş çalışma şartı bahaneymiş, neymiş sözde sendikacıymış. Merak ediyorum niye yoksullardan bu kadar nefret ediyorsunuz? Savcı bir gün empati için o yatakhanelerde kalamazdı.

Önce bir jandarma, ardından bir işçi baygınlık geçirdi
Duruşma sırasında duruşma salonu olarak kullanılan yemekhanenin elverişsiz koşulları nedeniyle önce bir jandarma bayıldı, yaklaşık bir saat sonra da bir işçi bayıldı. Adliyede doktor bulunmadığı için işçiye ilk müdahaleyi CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker yaptı.

Jandarma aileleri kafa sallayarak ve silah göstererek tehdit etti
Jandarmanın kafa sallayarak ve silah göstererek tehdite etmesi üzerine işçi yakınları tepki gösterdi. Özkan Özkanlı duruma müdahale ederken, Yunus Özgür de hakime “Siz nasıl müdahale etmezsiniz jandarma tehdit ediyor” diyerek tepki gösterdi. Avukatların duruşma salonuna silahla girilemeyeceği belirtmesi üzerine silahlı jandarma dışarı çıkarıldı.

Avukat Şiar Rişvanoğlu söz alarak “Siirt’ten Van’dan gelip bayılana kafar çalışmaya mahkum edilmiş işçiler hakkında karar vereceksiniz. Siz Samsunlu’nun, saraydan aşağıya kadar bürokrasininin memuru değilsiniz. Siz kamu emekçisisiniz. Buna göre kararınızı vereceksiniz” dedi. Avukatların beyanlarının ardından işçi ve sendika yöneticilerinin ifadelerine geçildi.

Derhal beraat talebi reddedildi
Mahkeme, avukatların derhal beraat taleplerini “delillerin henüz toparlanmamış olması” ve “işçilerin savunmalarının alınmamış olması” gerekçesiyle reddetti ve ardından işçilerin savunmalarına geçildi.

İşçilerden Teyip Kırğın “Gözaltında yanımıza iki kadın milletvekili gelip ihtiyacımız olup.olmadığını sordu. Sonra jandarma komutanı gelip kulağımı çekerek ‘Bu orospular kim, kancıklar kim, nerden tanıyorsunuz’ diye sordu” dedi.

“Arkadaşımı elektrik çarptı, tutanak bile tutulmadı”
Kırgın “Siverek’ten bizi 2500 lira diyerek getirdiler 1800 lira verdiler. İşten ayrılmak istedim fakat ‘Ekim sonuna kadar çalışmak zorundasın’ dediler. Yanımda arkadaşımı elektrik çarptı, ölümden döndü hakkında tutanak bile tutulmadı. Bindiğimiz servislerin kapıları tutmuyordu” dedi. Kırgın fazla mesai ve ağır çalışma koşullarını anlattıktan sonra “Ben bu nedenlerle eyleme katıldım. O kötü koşulların düzeltilmesi için hak bilinciyle hareket ettim” dedi.

Kırgın, fazla çalıştırıldığını, iş kazası geçirdiğini, bunun da çalıştığı yerin aydınlık olmamasıyla ilgili olduğunu anlatırken hakim “Bunlar için iş mahkemesine başvur burada suçlamaları ilgili konuş” diyerek sözünü kesti. İşçi de bunları eyleme neden katıldığını anlatmak için örnek verdiğini belirtti. İşçilerden Ramazan Gözel’in sorgusu başladı.

İşçilerden Ramazan Gözel “Eyleme katıldım, suçlamaları kabul etmiyorum. Kuzenim ve diğer akrabamla işe gitmek için servise bindik, sloganları duyduk, ‘Eyleme katılmayacak mısınız? Bunlar hepimizin sorunları’ dediler. Biz de hak verdik ve katıldık. Katılma nedenim ise kuzenimin yaşadığı iş kazasına öfke duymam. Raporlu olduğum için ücretimi kestiler bunlara tepki duyduğum için katıldım. Şiddet suçlamalarını kabul etmiyorum çünkü ayağımda terlik vardı asker de biliyor şortluydum. O dediklerini nasıl yapabilirim anlayamadım. Milletvekilleriyle fotoğraf çekilmiş olmamın suç olduğunu söylüyorlar. Nedense bizim lehimize olacak görüntüleri çekmemişler, mesela jandarma cipi işçilerin arasında daldı ama biz birkaç işçi kasasına binerek öfkeli işçileri yatıştırmaya çalıştık” dedi.

İşveren işçilerin dilekçelerini yok saymış
İşçilerden Ramazan Gözel zorunlu mesai 20 kiloluk panelle 7 katı aydınlatmasız merdivenlerde çıktığını ve bu sırada kaza geçirdiğini aktardı. Gözel işveren olaya ilişkin dilekçe verdiğini ve fakat işverenin aydınlatma sağlamadığını belirterek şunları söyledi:

Bir elimde 20 kiloluk panel bi elimde telefon aydınlatmaya çalışıyorum düştüm parmağımı ezdim. Saat 17.15 civarında otobüse binmeye çalışıyordum.Slogan sesleri duyduk grup bize doğru geldi. kalkın inin aşağı dediler, biz sizin hakkınızı savunuyoruz diye. biz de hak verdik eyleme katıldık.Kuzenim 3.5 metre yüksekten düştü.

Revir sorunum vardı rapor aldım. Rapor parasını da alamadık. Kuzenim de 18 gün rapor aldı parasını alamadı. Ben kahvede milletvekillerini izlerken fotom çekilmiş. Bunun nesi suç Allah aşkına?

“Jandarma tanımadığım insanların fotolarını gösterip ‘Tanımıyorum’ deyince vuruyordu”
Bir diğer işçi Cihan Sarıbulak, 3. Havalimanı inşaatın ailesine destek olmak için gittiğini belirterek “Ben oradan çıkıp Arnavutköy’de ayakkabı boyacılığı yapıyordum. Bizim rüzgardan eskiyen sinekliklerin parasını bizden kesiyorlardı” dedi. Sarıbulak, “Tutuklandığım gün beni götürdüler jandarmaya, bana tanımadığım insanların fotolarını gösterip ‘Tanımıyorum’ deyince vuruyordu. Ben bir suç işlemedim sadece yürüyüşte bulundum” dedi.

Bu sırada polis, duruşma salonundan çıkanların yerine yeni izleyicilerin girmesini engellemeye çalıştı. Aileler ve basın emekçileri ikinci kere salona alınmıyor.

Duruşma yarım saatlik aranın ardından Görel savunmasına devam etti. Gözel “Bana terörist muamelesi yaptılar ben ne yapmışım? Sadece toplantıya katıldım. Baskı altında alınan ifadelerimi kabul etmiyorum. Kimse beni bir şeye zorlamadı” dedi.

İşçilerden Mustafa Atay’ın savunması geçildi. Atay “Üniversite öğrencisiyim yıllardır harçlığımı çıkarmak için inşaatta çalışırım. O sabah servise binmek için çıktım ama işin iptal olduğunu söylediler. Eylem vardı. Yeniden döndüm yatakhaneye ama içeriye gaz bombası atıldı. Ben de telleri keserek dışarı çıktım ki iddianame özensizce hazırlanmış, bu bile belli değil. Sonra gaz müdahalesi bitince arkadaşlarımla birlikte yatakhaneye geldim. Hiçbir şeye karışmadım” dedi.

Hakimin “Silah kullandın mı sorusuna Atay “Yan keski inşaat alanında silah olarak görülüyorsa ne diyeyim?” diyerek cevap verdi.

İşçilerden Deniz Aslan ise savunmasında suçlamaları reddederek bir İGA yöneticisinin kendisine “Vatan haini” diyerek üstüne yürüdüğünü aktardı.

“İGA’nın yetkilileri jandarmadan izin alıp bizi dövdüler”
İlker Kurt savunmasında “İnsanlar aylarca maaş alamıyorlardı, tahta kuruları arasında uyuyorduk. Jandarma geldi ve gaz bombası plastik mermi kullandı, jandarmaya karşı herhangi bir attığımız taş vesaireye ilişkin görüntü varsa görmek istiyorum” dedi ve “Tanımadığım sivil kişilerce alındım. İGA yetkilileri de tehdit etti” diye ekledi. Kurt şunları söyledi:

Cuma sabah insanların toplanmasının nedenleri vardı. Tahta kurularından kurtulmak için insanlar sadece odalarının ışıklarını açmadılar yataklarını dışarı çıkardılar buna şahidim. Bizim o gün eylem kararımız yoktu. Jandarmanın müdahalesi nedeniyle faz plastik mermi atması ve bizim kaçışmamız eylem olarak gösterildi. Tanımadığımız sivil kişiler tarafından alındık. Elimize klips takıp bizi dövdüler. İGA’nın yetkilileri gelip jandarmadan izin alıp bizi dövdüler.

İşçi Ahmet Faruk Şengül “Sabah saat 7.30 da servis alanına gittiğinde binlerce işçi arkadaşımız oradaydı. Servis , öğle arasında yemek sırası ve tahtakurusu sorununun çözülmesi, alacaklarımız ve iş cinayetlerinin önlenmesi için oradaydı. Ben de elbette eyleme katıldım” dedi.

Murat Altıntaş ise savunmasında havalimanı koşullarından bahsederek suçlamaları kabul etmediğini anlattı. “Taşeron firmalar yetkilerini kötü kullandılar. Mesela 2 ay geçmeden işten çıkamıyordunuz, kendileri çıkış vermezse havalimanından başka bir yerde iş bulamıyorsunuz” dedi. Altıntaş “Çünkü taşeron patron temyiz kağıdı vermediği için o sıkıntılı işte çalışmak zorunda kalıyordunuz. Nöbetçi mahkemeye çıktığımda hakim bana sadece lehime olan şeyleri söyledi, o nedenle kabul ettim, taş ve benzeri suçlamalarını kabul etmiyorum” diyerek devam etti.

Görevli memurdan işçiye: “Slogan atmışsındır ama hatırlamıyorsundur”
İşçilerden Ferhat Uyar, “Slogan atmadım ama beni sorgulayan görevli memur ‘Atmışsındır ama hatırlamıyorsundur’ dedi, gece koçbaşlarıyla kapılar kırıldıktan sonra bizi İGA Amirliği’ne götürüp sorguladılar” dedi.

Volkan Hacı Oflaz ise “Çalıştığım sürece tüm bayramlarda çalışmak zorunda bırakıldım. Pazar günleri de. Araçlar geç geliyordu, yetmiyordu. Ek sefer yapıp acele ettikleri için ölümlü kaza oluyordu” dedi ve ağır çalışma koşulları yüzünden hastalandığını belirtti. “Yaşanan olaydan dolayı üzüntü ve psikolojik sıkıntılar yaşamaktayım” diyen Oflaz’a hakim, “Sendika başkanı Özkan’ın işçileri kışkırttığını söylemişsin” diye sordu. Oflaz ise Özkan’ı tanımadığını söyledi.

“En insani taleplerle eyleme katıldım”
Ahmet Faruk Şengül savunmasında “En insani taleplerle eyleme katıldım. Şiddet kullanmadım. Son derece doğaldır bu koşullarda eyleme katılmam” dedi.

Emin Irmak da savunmasında”Bana arkadaşları çağır servis meselesini konuşup işlerimize gidelim dediler. Sorunu konuşmak için arkadaşları çağırdım. Hiç bir suça şiddet eylemine katılmadım” dedi.

“Tahtakurusu için de gittim ama ciddiye almadılar, ilaçlamalarını istedik yapmadık”
Diyar Bozkurt savunmasında “Bu eylem başlamadan önce hastaneye gittim, iğne yaptılar. Tahtakurusu için de gittim ama ciddiye almadılar, ilaçlamalarını istedik yapmadılar. Biz devlete karşı suç işlemedik, patrona isyan ettik. Haklıydık” dedi. Bozkurt’un “Tahtakurularıyla ilgili sözlerime güvenmiyorsanız vücudumdaki izlere bakabilirsiniz” diyen demesi üzerine hakim, “Ben doktor değilim” yanıtı verdi. Hakim Diyar’ın yaralarını göstermek için ısrar etmesi üzerine yerine oturmasını söyledi.

İşçilerin, jandarmanın İGA araçlarına ve yangın tüplerine zarar verdiğini anlatması üzerine hakim işçilerin koğuşlara zarar verip vermediğini sordu. İşçi, hiçbir şeklinde zarar vermediklerini belirterek jandarmanın koğuşlara zarar verip zararı işçilere yıktığını anlattı.

“İki aylık maaşım içeride idi, bir aile geçindiriyordum”
Mustafa Soyalp ise dışarı çıkmak için servis beklediği sırada eylem yapıldığın gördüğünü belirterek “Ben de servisler hareket etmeyince kalabalığa katıldım” dedi. Soyalp, “Sabah servislerin orada kalabalık vardı. Neden diye sorduğumda ücretler için dediler. Benim de iki aylık maaşım içeride idi, bir aile geçindiriyorum. Yaptığım tek şey konteynır duvarına elime vurmaktı” ifadelerini kullandı.

“Gece tahtakuruları yüzünden dışarıda kaldık”
Hakim yönlendirici sorularla işçileri yönlendirmeye çalışırken işçiler ise “İnsan gibi yaşamak için eylem yaptık. Saygı çerçevesinde sloganlar attık. Sonra üç arkadaş arabayla Arnavutköy Cami’ye gittik, traş olduk, yemek yedik. Şantiyeye döndük, gece tahtakuruları yüzünden dışarıda kaldık hatta, sabah da gözaltına alındık” dedi.

İnşaat-İş Sendikası Yönetim Kurulu üyesi Özkan Özkanlı, şantiyeye kaçak olarak girdiğinin doğru olmadığını nizamiye kapısından jandarmaların arasından geçerek girdiğini aktardı. Özkanlı şunları söyledi:

Sendikacı olduğum için sorunlardan kimlerin sorumlu olduğu üzerine konuşmaya başladım. İşçiler olayın olduğu günün 2 gün öncesinde servis kazası olduğunu ve Direnişteki işçilerle beraber durum değerlendirmesi yaptık. Olaylar nasıl başladı gibi. Sendikacı olduğum için sorunlardan kimlerin sorumlu olduğu üzerine konuşmaya başladım. İşçiler olayın olduğu günün 2 gün öncesinde servis kazası olduğunu ve 20 kişiden fazla yaralı olduğunu söylediler. Net olmadığını saklandığını söylediler. Sağlık koşullarının çalışma koşullarının kötülüğünü anlattılar. Bu eylem ilk değildir. Havalimanı’nda daha önceki eylemler bastırılmıştır, bu eylemin en büyük nedeni öfke birikimidir.

İşçilerden özür dileyen Samsunlu sendika yöneticilerin tehdit etmiş
Hakimin, Özkanlı’ya neden orada olduğunu sorması üzerine Özkanlı bir sendikacı olarak işinin bu olduğu, önceden de üç kez İGA yetkilileriyle görüşme yaptıkları yanıtını verdi. Özkanlı “İGA yetkilileri bizle görüşmeleri büyük bir mükafatmış gibi davrandı. Kadri Samsunlu ile yapılan toplantı İl Jandarma Komutanı ve Arnavutköy Kaymakamı’nın baskısı altında geçti. Kadir Samsunlu ‘Bunun sonuçları ağır olur katlanırsınız’ dedi. Toplantıda 19 işçi temsilcisi vardı. Jandarma komutanları vardı” ifadelerini kullandı. Hakim ısrarla basın açıklamasını sorması üzerine Özkanlı “Toplantı sonucunda işçilerle durum değerlendirmesi yaptık. Onların kararı eyleme devam etmekti. Basın açıklaması işçilerin bu taleplerine göre şekillendi” yanıtını verdi.

Özkanlı sözlerine şöyle devam etti:

Sendikacılık görevim İGA’nın güvenlik güçleri tarafından engellemeye çalışıldı. Saat 9-10 arası 3. görüşme gerçekleşti. Kadri Samsunlu, yemekhanede yemek yiyerek göstermelik bir şov yaptı. İşçiler kızdı, “Taleplerimizin karşılanmasını istiyoruz” dediler. Sonra işçileri kışkıttılar, biz ne olduğunu anlamadan arbede yaşandı, gözaltılar oldu. O öfkeli kitleyi durdurduktan sonra bilinmeyen numaralardan İGA yöneticilerinden tehdit içerikli telefonlar almaya başladık. Sonra koğuşlar basıldı, gözaltına alındık.

Gece kampta kalmamızın sebebi ise görüşmelerin uzaması. Gözaltında avukatlarımızla görüşemedik. Usulsüz uygulamalar yapıldı.

Hakimin silah kullanıp kullanmadığı yönündeki sorusuna ise Özkanlı “Biz sendikacıyız silahla ne işimiz olur” yanıtını verdi.

“Taleplerin karşılanması İGA’nın bir gününü alırdı”
İnşaat-İş Basın sözcüsü Uğur Karadaş savunmasına “Suçlamaların hepsi baştan geçersiz baştan belirteyim” diyerek başladı. Karadaş iddianamede İnşaat-İş’e ilişkin “sözde sendika” ifadelerinin yer aldığını belirterek “Bu ifadelere İGA’ya aittir” dedi. Karadaş şöyle devam etti:

İGA’nın dediği ‘Siz haklısınız ama ben sizi göremedim, çok işim var siz gidin çalışın’. İşçilerin dediği ise “Aga ben tahtakurularıyla yatacak mıyım, servis sorunum çözülecek mi?’ Taleplerin giderilmesi İGA’nın bir gününü alırdı. Ama bu İGA katil şebekesi ‘Gidin çalışın’ dedi. Onlar taleplerin altına imza atsalardı işçiler zaten çalışmaya devam edecekti. Ben sendikacıyım, beş yıldır basın sözcülüğü yapıyorum. Ben hiçbir görüşmede patronla, kolluk güçleri tarafından tehdit edilmedim. Basın sözcüsüyüm, bu benim görevim. Özkan arkadaşımızla iletişim halindeydik. Özkan’la şunu konuştuk: İşçilerden taleplerini alalım, yakmayla yıkmayla bu iş çözülmez.

Ben kaçak girmişim, iddianamede öyle yazıyor. Ama beni İGA’nın Kadri Samsunlu’nun gönderdiği servis dışarıdan aldı. Whatsapp grubu kurulması ise çok doğal. Bu yaşananlar beş senelik bir öfkenin patlamasıydı. İşçiler eylem kararını kendileri aldılar. İddia makamının suç dediği şeylerden biri yaptığım konuşma. Bu benim sendikal görevimdi. İşçilere ‘Talepleriniz yazılıyor, birlik olalım’ dedim.

Kadri Samsunlu’nun lütuf demesi suç olarak yazılmış. Kadri Samsunlu kendi ağzıyla dedi bunu. Bu suç şebekesi beni kampına aldı görüşmeye getirdi görüşmede bizzat Kadri Samsunlu’yla görüştüm bunları işçilere aktardım.

“İşçilerin eylem kararı son derece meşru ve yasal bir haktır”
DİSK’e bağlı Dev Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçileri anarak savunmasına başladı. Karabulut, “Bu önlemler alınmış olsaydı işçi arkadaşlarımız ölmezdi. Bu şantiyedeki olayları basından sosyal medyadan izledim. Tahtakurularını da servis ve diğer sorunları da” dedi. Karabulut şunları söyledi:

Oraya 12.30 gibi vardım. Ben gittiğimde İGA ile toplantı başlamıştı. Ben kafeterya kısmına gittim oradaki arkadaşlardan bilgi aldım. Görüşme bitti orada İnşaat İş’ten arkadaşlar vardı. Birlikte işçilere açıklama yaptık. O konuşmadan sonra DİSK Yönetim Kurulu üyesi Kamber Saygılı’nın geldiğini öğrenince karşılamaya gittim. Orada GBT yapıldı ve ‘yasak’ denilerek içeriye alınmadık. Arkadaşlarımızın iş bırakma eylemi kararı son derece meşru ve yasal bir haktır.

12’den sonra zaten herhangi bir şiddet olayı kalmamıştı. Onlar en fazla biz konuşmalar yaparken alkışlayıp ses çıkarmak için bir yerlere vurdular. Arkadaşlara mala zarar vermekten dava açılmış, bundan mı yargılıyorsunuz?

Özgür, GBT sorgusunun ardından içeri alınmayınca eve döndüğünü ve operasyon bilgisi gelince de dışarıda kamuoyu desteği yaratmaya çalıştığını söyledi. “WhatsApp grubuna sendikamızın nasıl alındığını bilmiyorum ama böyle bir grup üzerinden sendikal çalışma yapmak bir haktır. Orada bulunmak sendikal görev kapsamındaydı işçilerin sorunlarının olduğu yerde olmak sendikal görevdir ki iş bırakma çağrısı zaten işçiler tarafından alınmış bir karardı” dedi.

“İş güvenliği önlemi almayan da katildir”
İnşaat-İş Sendikası Yönetim Kurulu üyesi Yunus Özgür, savunma yapacak bir suçunun olmadığını, gözaltına alındığı 14 Eylül’de Adana’ya gitmek üzere yola çıktığını, işçilerin eylemini haber aldıktan sonra Ankara’dan hızlı trenle İstanbul’a döndüğünü belirtti. Özgür, “Böyle bir direniş varken benim memlekete gitmem düşünülemezdi bile, geri döndüm. 15 Eylül sabahı havalimanına gittim. İddianamede birden ortaya çıktığım yazıyor. Arabadan inip TOMA’ların akreplerin çeviklerin arasından geçtim, puf diye ortaya çıkmadım yani. Gittiğimde HDP Milletvekili Erkan Baş darp ediliyordu, itekleniyordu bunun adı darptır. Ben de ‘Katil IGA’ diye bağırdım, doğrudur. Sebepsiz yere birinin kafasına silah dayayıp tetiğe basan katilse, iş güvenliği önlemi almayan da katildir” dedi.

İnşaat-İş Sendikası Örgütlenme Sekreteri Deniz Gider savunmasında “Asıl sendikal faaliyet engellenerek suç işlenmiştir” dedi. Yunus Özgür ise “Ben ‘Katil IGA’ sloganı attım çünkü resmi rakamlara göre 52 işçi öldü” dedi.

Doktorlar gözaltı sürecinde darp izlerini kayıt altına almadı
Savunmasını yapan Fatih Mukan, “Gözaltı sürecinde doktorlar görevini yerine getirmedi. Darp izlerini kayıt altına almadılar. Jandarmadaki ifadem baskı ile alınmıştır, kabul etmiyorum” dedi.

Yusuf Asan ise sabah işe gidilirken otobüslerin önünü kesen işçilerin sorunlarını anlattıklarını ve kendisinin de hak verdiğini belirterek “Onlara katıldım çünkü aynı sorunları ben de yaşıyordum” dedi. Benzer açıklamada bulunan Bilal Topçu ise “Gözaltına alındığımda vatan hainliği ile suçlandım bana tokat attılar, zorla ifade imzalattılar” dedi.

İsmail Faydagel, sabah yemek kuyruğunun metrelerce uzadığını belirterek “Kahvaltı yapmaya gidip geldiğimde işçilerin toplandığını gördüm. Ben de ‘Yönetim istifa’ ve ‘İşçiyiz haklıyız hakkımızı alacağız’ sloganları attım” dedi.

Avukatlar ise bazı işçilerin eylemden bir gün sonra işçilerin bulunmadığı bir alanda gözaltına alındıklarını belirtti ve dosyadaki absürtlüklere dikkat çekti.

Avukat beyanlarının ardından mahkeme tutuklu bulunan tüm işçi ve sendika yöneticilerinin tahliye edilmesi yönünde kararını açıkladı.

Sendika.Org