Ölmeden sigorta yapmıyorlar! - Murat Çakır ile söyleşi

Salı Söyleşi’sinin bu haftaki konuyu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) Genel Koordinatörü Murat Çakır oldu. Çakır ile güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle AKP iktidarı döneminde hızla artan, “fıtrat, kader, dikkatsizlik” diye gerekçelendirilmeye çalışılan iş cinayetlerini ve “psikolojik” diye nitelenen ekonomik sıkıntılardan kaynaklı intiharları konuştuk. AKP iktidarı döneminde “iş kazası” olarak kayda geçen iş cinayetlerinde 22 bin işçinin yaşamını yitirdiğini belirten Çakır, derinleşen ekonomik krizin güvencesiz çalışma koşullarını daha da zorlaştıracağına dikkat çekti. İşçileri kayıt dışı çalıştıran patronların, kazanın yaşandığı gün işçilere sigorta girişi yaparak kendisini kurtarmaya çalıştığını kaydeden Çakır, “Hatta göçmen işçi ölümlerinde cenazenin işyeri dışına çıkarılarak boş bir alana bırakıldığına yönelik tespitlerimiz de var” diyor.

Üçüncü Havalimanı işçilerinin direnişi, köle düzenini aratmayan çalışma koşullarını, “kaza” olarak isimlendirilen iş cinayetlerini bir kez daha gündeme getirdi. ISİG Meclisi olarak nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?
Sendika ve meslek örgütlerinin kurumsal, işyeri hekimlerinin, uzmanlar, akademisyenler vb. bireysel katılımına açık bir çalışma yürütüyoruz. 2011’den beri her ay “İş cinayetleri” raporu yayımlıyoruz. İşçi sağlığı alanında mücadele eden tüm insanların katılımıyla saha çalışmaları yapıyoruz. Biz “iş kazası” değil “iş cinayeti” diyoruz çünkü teknolojik gelişmelere uygun çalışma koşulları, bu koşulların sağlıklı denetimi yapılırsa iş kazaları önlenebilir. Her dönem iş kazaları, ölümler vardı elbette ancak 24 Ocak kararları ardından, 12 Eylül darbesi ile neoliberal politikaların hayata geçmesi, işçi haklarının budanması, sendikasızlaştırma, taşeronlaşma, mevsimlik ve ardından göçmen işçilik derken kayıtdışılığın artması... Bütün bu sürecin ardından Kemal Derviş politikaları ve ardından iktidara geldikten sonra bu politikaları uygulamaya devam eden AKP iktidarıyla birlikte daha da ağırlaşan koşullar.

AKP iktidarı dönemindeki iş cinayetlerine ilişkin bir veri var mı elinizde?
Biz 2012 yılına kadar SGK verilerini ardından da kendi tespitlerimizi dikkate alarak ölümlerin sayısını açıklıyoruz düzenli olarak. Bu veriler gösteriyor ki AKP iktidarı döneminde yaklaşık 22 bin işçi “iş kazası” olarak isimlendirmeye çalıştıkları iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Her ne kadar gerçeği yansıtmasa da resmi veriler de bu süreçte artan ölümleri ortaya koyuyor zaten. İktidar “Ülkenin büyümesinin, kalkınmasının bedeli” olarak göstermeye, uygulanan neoliberal politikaların hakim kıldığı “vahşi kapitalizm” koşullarından kaynaklanan iş cinayetlerini “kader, fıtrat” gibi dini yaklaşımlarla gölgelemeye çalışsa da tablo açık seçik ortada.

Meslek hastalığının adı “ecel”
► Ölümlerin ötesinde iş göremezlikle sonuçlanan yaralanmaların sayısına ilişkin tespitleriniz var mı?
SGK verilerine baktığınız zaman her yıl 60-80 bin civarı yaralanma açıklanır. TÜİK verileri bunun 10 katını 600 bini buluyor. Oysa bizim saha gözlemlerimize göre bu sayı 2 milyonu buluyor. Ölümlerin bile kayıtdışı kaldığı bir ülkede yaralanmaların kayda geçmemesinde şaşıracak bir şey yok aslında. Uzuv kaybı ile sonuçlanan sakatlanmalara ilişkin gerçekçi resmi veriler yok ortada. Meslek hastalıkları konusunda da aynı şey söz konusu. Türkiye’de akciğer kanserinden binlerce insan ölüyor ama bunların hiçbirisi meslek hastalığıyla ilişkilendirilmiyor, “ecel” deniliyor. Dünyada akciğer kanserlerinin yüzde 10’u meslek hastalığı bağlantılıdır oysa.

► Nasıl yöntemler kullanıyor işverenler, iş kazaları nedeniyle ceza yükümlülüğünden kurtulmak için?
Pek çok iş kazasında bakıyorsunuz işçinin sigorta girişi olayın yaşandığı gün yapılmış. Yani kaza olunca sigorta girişini yapıyorlar. Göçmen işçi ölümlerinde kaza geçirenle ilgili “arkadaş ziyaretine gelmişti” açıklaması yapılıyor. Hatta göçmen işçiler için ölümle sonuçlanan olayların ardından cenazenin işyeri dışına çıkarılıp boş bir alana bırakıldığına dair tespitlerimiz dahi var. Mevsimlik tarım işçileri yaşamını yitirdiği ya da yaralandığı zaman “trafik kazası” diye gösteriliyor.

Vietnamlı, Suriyeli, Afgan işçi
► Üçüncü Havalimanı işçilerinin direnişine dönersek, kamuoyuna yansımadan önce de sizin tespitleriniz var mıydı çalışma koşulları ile ilgili?
O büyüklükte bir şantiyenin uygun koşullarda çalışarak işi sonuçlandırabilmesi için 10 yıllık bir süreye ihtiyaç var. Ancak bakıldığında dört buçuk yıllık bir şantiye süreci var. 29 Ekim’de açılış yapılmaya çalışılıyor.10 yılda yapılacak bir işi 5 yılda bitirmeye kalkmak tüm iş güvenliği koşullarının askıya alınması demektir. 30-35 bin işçinin çalıştığı bir şantiye. Ancak koşullar o kadar kötü ki işi bırakanlarla birlikte şu ana kadar giriş-çıkış yapan işçilerin sayısı 200-250 bine ulaşıyor. Vietnam’dan, Suriye’den, Afganistan’dan gelen işçiler olduğunu biliyoruz. O şantiyedeki rahatsızlıklar yeni değil işçilerin sorunlarının çözümü için açılışa kısa süre kala harekete geçmesi de çok doğal. Toplu pazarlıkta donuç almak için en doğru zamanlamayı seçmek gerekir. Kaldı ki eylemler iş başlangıcından beri oluyor.

► Yaşanan ekonomik krizin işçi sağlığı ve güvenliği alanındaki kötü tabloya yansıması nasıl olacak?
Ekonomik kriz nedeniyle işsizlik ve gelecek kaygısı işçiler açısından her türlü sorunun önüne geçebiliyor. Bir işyerine gittiğimizde “En büyük işçi sağlığı sorunu nedir” soruna “maaşımın geç yatması” yanıtı aldığımız oluyor örneğin. Önümüzdeki dönemde ekonomik kriz daha derinden hissedilecek. İşçi çıkarmalarının artacağı kesin. Bunun çok olumsuz yansımaları olacaktır. İsmail Devrim olayında olduğu gibi intiharlara varan sonuçlar ortaya çıktığında “psikolojik” açıklamalarıyla izah edilemeyecek olaylar yaşanabilir. İş güvencesinin olmadığı, hak arama yollarının kapatıldığı, insanların yalnızlaştırıldığı bir ortam söz konusu. Bu noktada herkesin güçlü olmasını beklemek, hatta “yardım talep etseydi” demek anlaşılır değil.

***

Muhalefetin rolü…

► Tablo daha da ağırlaşacak diyorsunuz, çıkış yolu?
24 Haziran’dan sonra ülkede yeni bir rejim hakim. Eski yöntemlerle giderek ağırlaşan bu tabloyla mücadele etmek mümkün değil. Muhalefetin, emek örgütlerinin izleyeceği performans çok önemli. Bir karşı duruş olmadığı sürece baskıcı rejimler güvencesiz korku ortamlarında insanların geri çekilmesinden yararlanarak kendilerini daha da tahkim edebilirler. Bu gerçeği gözardı etmeden örgütlenmek, örgütlenmek için de direnmek gerekir.

Sebahat Karakoyun / Birgün