Bir asır sonra; yine kurtlu yemek yine tahtakurusu - Ercüment Akdeniz

Adını, dünyanın en büyük havaalanlarından biri olarak yazdırmaya hazırlanan İstanbul 3. havaalanı inşaatında hummalı bir çalışma.

40 bin işçi dişi, tırnağı ile havalimanını açılış gününe yetiştirmeye çalışıyor. Tıpkı Mısır piramitlerinde olduğu gibi; tarihin görmüş olduğu tüm devasa yapılar, onların görünmeyen emeği üstünde yükseliyor.

Ve 3. havalimanında, yağmurlu bir sabah...

Yüzlerce işçi toplaşmış servislere binmeyi reddediyor.

Sebep pek tanıdık: “Servisler yeterli değil, günlerdir yağmur altında servis bekliyoruz” diyor işçiler. “Barakalar tahtakurularından temizlensin”, “Yemekler düzelsin” diyorlar. Ücretleri tam yatsın istiyorlar haklı olarak. En çok da havaalanında gerçekleşen iş cinayetlerine öfkeliler. Zira bugüne kadar onlarca işçi çalışırken canından oldu. Ama kimse tam rakamı bilmiyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) “37 ölüm tespit ettik” diyebiliyor.

Ama gel gör ki; işçilere bu çalışma koşullarını reva gören patronlar, kapitalist firmalar hakkında en küçük bir soruşturma yok. Havaalanında yaşanan iş cinayetleri ise yargının konusu bile değil.

Heyhat!

İşçiler itiraz edip ses yükseltince gazlı, coplu müdahale geliyor. Şaka değil; 600’e yakın işçi gözaltına alınıyor. Koğuşlar basılıyor sonra. İşçiler farklı karakollara dağıtılıyor.

Ve sonra bildiğimiz akıbet; 24 işçi tutuklanıyor, 15’i denetimli serbestlik uygulaması ile bırakılıyor...

***

ESTİRİLEN ŞİDDET, BÜTÜN İŞÇİ SINIFINADIR
Peki...

Sanki aradan bir asır geçmemiş gibi...

Nedir işçilerin taleplerini benzer kılan? Nedir işçilere yine yaşatılan baskı, gözdağı ve zulüm?

Çünkü deyim yerinde ise; 3. havaalanı sadece 3. bir havalimanı değildir artık. O, tıpkı öncesinde Halkalı’da olduğu gibi; yemek tabaklarından kurtlu et çıktığı için iş bırakan, sokağa dökülen yüzlerce inşaat işçisinin sesidir. O, sendikasız, kuralsız ve iş cinayetleri ile burun buruna çalışan, üç kuruşunu bile alamayan güvencesiz işçilerin nefesidir. O, metalde, camda ve daha bir çok iş kolunda hakları tırpanlanan, TİS öncesi talepleri baskılanan işçi sınıfının bir parçasıdır. O yüzden estirilen şiddet, yaşanan baskı bütün işçi sınıfınadır.

Aradan bir yüzyıl geçmiştir, evet ...

Ama bu zaman zarfında gerçekleşen işçi devrimleri ve tek tek ülkelerde mücadelelerle elde edilen işçi sınıfı kazanımları da bir bir yok edilmiştir. Kapitalizm bugün için dünyanın efendisidir ve bu yüzden ne “sosyal devlet” lafına ne de sendikal kazanımlara tahammülü vardır. Son kırıntıları yok edilmekte olan hak ve kazanımlar da bu yüzden sadece Türkiye’de değil küresel ölçekte tehlike altındadır. İşçi sınıfının görevleri büyümüştür.

Yine de...

Zincirlerinden boşanmış bu saldırı dalgası, işçi sınıfı mücadelesinin yükselişine işarettir.

Gözaltına alınan, tutuklanan inşaat işçileri “Köle değiliz” diyor,

Doğrudur..

Zincire vurulmuş her köle, köle değildir ve Spartaküs’ten beri bu hep böyledir.

Evrensel