Avrupa’nın “kıskandığı” 3. Havalimanı ve işçileri… – Edip Mert Arslan

Olayı kısaca özetleyelim…

Yüzlerce taşeron şirketin bulunduğu, iş kazaları ve iş cinayetleriyle sık sık gündeme gelen 3. Havalimanı inşaatı işçileri insanca yaşama mücadelesiyle ayaklandı ve İGA yöneticilerini masaya oturmaya zorladı. Patron, işçilerin 15 maddelik taleplerini kabul etmedi, üstüne bir de devletin kolluk kuvvetleri olaya dahil oldu, yüzlerce işçi gözaltına aldı.

Bu, işçilerin ilk eylemi değildi. İşçiler daha önce de çalışma ve yaşama koşullarına ilişkin eylemler düzenlemişti fakat İGA yönetimi işçilerin taleplerini karşılamamıştı. İşçiler bu son eylemde tahtakurularından servis araçlarına, işçi sağlığı ve iş güvenliğinden maaşlarının bir kısmının bankaya yatırılıp bir kısmının elden verilmesine, eyleme katılan işçilerin işten atılmamasından habersiz bir biçimde atılanların geri alınmasına, Azerbaycanlı işçilerin yaşadığı mağduriyete kadar bir dizi soruna ilişkin 15 maddelik bir talep listesiyle ilk kez patronu ve devleti bu kadar açıkça karşısına almış oldu.

“400 değil 27 o bir kere”
İşçilerin başlattığı eylemlerin ardından Anadolu Ajansı (AA) dahil iktidar medyası olayı görmezden gelmekle kalmadı, havalimanında çalışma koşullarının aslında ne kadar güzel olduğunu anlatmaya, 29 Ekim’de yapılması planlanan açılışın aksamayacağına yönelik haberler yapmaya başladı. AA açısından bu yeni bir şey değil elbette.

Geçtiğimiz sene, şantiyede yaşanan iş cinayetlerinde 400 işçinin hayatını kaybettiği iddialarının basında yer bulması üzerine, o zamanki adıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “400 değil 27 o bir kere” diye bir açıklama yayımlamıştı. Bakanlığın bu söyleme yansıyan arsızlığı yetmezmiş gibi iş cinayetlerinin “mevzuat gereği” gizlenemeyeceğini söylemesi de akıllardadır. Oysa Türk İstatistik Kurumu (TÜİK), sayısı belirsiz olan bir kanun hükmünde kararname ile veri paylaşımı durduğu için veri paylaşamıyordu. Benzer şekilde Bilkent Şehir Hastaneleri inşaatında Sosyal Güvenlik Kurumu hiç iş kazası olmadığını söylerken Sağlık Bakanlığı 297 iş kazası gerçekleştiğini ve dördünün de can kaybı ile sonuçlandığını söylüyordu.

Bakanlığın bu açıklamasının hemen ardından AA, bugün de olduğu gibi, harekete geçip açıklamadan dört gün sonra “İşçiler şehir standartlarında yaşıyor” diyen bir video-haber paylaşmıştı. Büyük ihtimalle haberi okuyan herkes “Keşke biz de orada çalışsak yahu” dedi! Bu haberlerin yayımlandığı sırada bir başka haberde ise Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, çalışmaların “rekor hızda” gitmesi ile övünüyordu. Avrupa mı? “Kıskansın”dı!

Üçlü kuşatma
Bakanlık ve iktidar medyası ne yaparsa yapsın işçilerin eylemleri medya karartmasını deldi. Tabii bunda işçilerin sosyal medya kullanımı da etkili oldu. Ardından da direnişi bastırma hamleleri geldi. Süreç adım adım şöyle ilerledi:

İşçilerin eylemi sonucunda İGA yetkilileri masaya oturur “Taleplerinizi kabul etmiyoruz” der.
Kaymakam ve jandarma olaya dahil olur. İGA yöneticileri ile birlikte işçileri ikna etmeye çalışırlar. İşçiler taleplerinden vazgeçmeyeceklerini söyler.
Bunun üzerine jandarma gece yarısı baskını düzenleyerek 600’a yakın işçiyi gözaltına alır.
Havalimanı inşaatı formenleri, karakola götürülerek İnşaat-İş Sendikası yöneticileri aleyhinde ifade vermeye zorlanır.
3. Havalimanı inşaatının “güzellikleri”nden bahseden AA ve diğer ana akım medya unsurları sessizce Türkiye’nin ne kadar da geliştiğini, hiçbir sorun olmadığını anlatmaya devam eder.
Bu sırada Ankara ve İstanbul’da işçilerle dayanışma için yapılmak istenen eylemlere de polis saldırır.
Yandaş yazarlar, havalimanının açılışına 5,5 hafta kaldığını, işçilerin haksız yere ve kötü niyetle olay çıkardığını söyler.
İşçiler mahkemeye çıkarılırken Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bir açıklama yayımlayarak, meselenin aslında hak talebiyle alakası olmadığını, “marjinal gruplar”ın havalimanının isminin ne olacağı tartışması üzerinden provokasyon girişiminde bulunduğunu ileri sürer.
Bakanlığın açıklamasının ardından “bağımsız” mahkemeler sahne alır ve savcılık 28 işçi hakkında tutuklama, 15 işçiye ise adli kontrol talep eder. Sabaha kadar süren duruşmada 24 işçi tutuklanır, 19’u ise serbest bırakılır.
Manzaranın özeti şudur: Patronu, mülki amiri, kolluk kuvveti, medyası, yargısı, hepsi teyakkuz halinde bir direnişi, tarihin tozlu sayfaları arasına gömmeye çalışmaktadır.

Ha şu sıralar AKP İl Başkanları Toplantıları’na falan katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmet Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un sessiz olmasının da iki nedeni olabilir: 1-) Bakanlığın açıkladığı 100 günlük eylem programında zaten işçi sağlığı ve iş güvenliğine dair herhangi bir taahhütte bulunmamış olduğu için bir şey söyleme ihtiyacı hissetmiyordur; pek doğal! 2-) 3. Havalimanı’nda işçilerin insanlık dışı koşullarda çalıştırılması değil de 3. Havalimanı’nda düzenlenecek olan TEKNOFEST Selçuk’un daha çok ilgisini çekiyor olabilir. İşçilerin gözaltına alındığı gün, Bakan’ın 3. Havalimanı’na dair tek paylaşımı TEKNOFEST.

“Avrupa bizi kıskanıyor”
Haziran İsyanı’ndan bu yana Tayyip Erdoğan, Avrupa’nın bizi kıskandığından, yani kıskanılacak kadar iyi durumda olduğumuzdani, muhalefet hareketlerinin de bizi kıskanan “dış mihraklar” tarafından örgütlendiğinden söz edip duruyor. Aynı demagoji en insani taleplerle gerçekleşen bir işçi isyanını suçlulaştırmak için kullanıldı.

Fakat 3. Havalimanı işçilerinin direnişi, iktidarın bu topraklarda kalıcı hale getirmeye çalıştığı sessizliği ve umutsuzluğu delecek, yeni isyanlarla sahne alacak bir potansiyelin hala var olduğunu gösterdi.

Şimdi ve bundan sonra
Bu isyanın, yüzlerce taşeron şirketin arasında, sürekli işten atılma tehdidi altında, sendikalaşmanın neredeyse suç sayıldığı, yalnızca direnişlerin değil direniş ihtimalinin bile baskılanmaya çalışıldığı koşullarda ortaya çıktığını hatırlamakta fayda var. Bir yanda aylardır direnişlerini sürdüren Flormar işçileri, diğer yanda Cargill işçileri, irili ufaklı bir dizi başka işçi direnişi daha varken bunların arasında AKP’nin temel dayanaklarından biri olan inşaat sektöründen bir isyanın katılmış olması her şeyiyle umut verici.

Koşullar, başka başka isyanların da olabileceğini, AKP’nin yıllar boyu kendine bağlı tutabildiği yoksul emekçi tabanla bağlarının eskisi kadar kuvvetli olmadığını işaret etmekte. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın işçilerin eylemini marjinal gruplarla ilişkilendirdiği, “provokasyon” ilan ettiği açıklamayla bu durum beraber düşünülecek olursa, bundan sonraki ekonomik krizin doğurabileceği her türlü hak arama, insanca yaşama talepli eylem “marjinal”leştirilecek gibi duruyor.

Onlar Türkiye’nin Avrupa’yı kıskandıracak kadar ileri gittiğinden, itiraz edenin dış mihrakların piyonu olduğundan söz etmeye devam edecek; itiraz edene saldıracak. Biz bugün şu sorulara yanıt arayalım: Bu koşullar altında sol, bu memleketin devrimcileri nasıl bir konum alacak, emekçi kitlelere nasıl bir mücadel programı önerecek? Devletin her türlü imkanı kullanarak dışarıya kapattığı bu “toplama kampları”nda ortaya çıkan bu direnişleri güçlendiren, motive eden ve kararlılıkla sürdürülmesini destekleyecek olan dayanışmayı nasıl kuracak? Dahası bakanlığından medyasına, direnişin içinden “marjinal gruplar” arayıp bularak devrimcilerin, öncü işçilerin işçi kitleleriyle bağını koparmaya çalışmasına karşı nasıl bir yol izlenecek?

Sendika.Org