Çalışma Yaşamı ve Çalışan Sağlığı (2) - Şenol Sırma

Neoliberal tahribat Türkiye toplumunun dokusunu bozarken bunun en çok fark edildiği alanların başında çalışma hayatı gelmektedir. Çalışma hayatının neoliberal tahribat düzeyinde yeniden düzenlenmesi güvencesiz bir çalışma hayatının varlığı demektir. Güvencesiz istihdam modelleri çalışma hayatının dokusunu bozmakla kalmamış büyük toplumsal sorunları da beraberinde getirmiştir. Demokrasinin altını oyarken, onu bir deri bir kemik bırakmıştır. Komplike bir sağduyu biçiminde, yerleştiği, yuvalandığı ve onay gördüğü her yerde kurumları ve insanları yeniden inşa eden bir gerçeklik ilkesi olarak iş görüyor Neoliberalizm. Kavga gürültü oluyor elbette; kamu mallarının özelleştirilmesi, sendika düşmanlığı, sosyal yardımların azaltılması, kamu hizmeti kesintileri ve daha birçok konuda protestolar, polisle girilen siyasi münakaşalar. Ama Neoliberalizm aslandan ziyade tahtakurusuna benziyor. O akıl tarzı, işyerlerinin, okulların, kamu kurumlarının, toplumsal ve siyasi söylemin, hepsinden öte öznenin gövdesine ve dallarına kılcal damar gibi sokuluyor (Brown, 2018:43). Girdiği ve yuvalandığı her yerde başarısız girişimler sonucu toplumsal hayatın parçalanmasına ve nüfusun önemli bir bölümünün yoksulluğuna sebep olmaktadır. Neoliberalizm savaş sonrası meydanlara benzemektedir. Savaş ertesi ölülerin çıkarmış olduğu ölüm kokusunu ve cesetlerin üzerinde gezinen leş kargalarını andırmaktadır. Bir ideolojik yeniden yaratım politikası olarak Neoliberalizm, emek güçleri ile diğer muhalif güçlere karşı sermayenin egemenliğini sağlamlaştıran, kalıcılaştıran ve geri dönüşü mümkün olmayan gelişmelere sebep olmaktadır. Bu haliyle emek güçlerinin tasfiyesine, sosyal devletin ve kamunun küçültülmesine, sendikaların güç kaybetmesine, uzun çalışma saatlerine, düşük ücretlere, çalışma hayatının güvencesizlik ekseninde parçalanmasına, eksik ve yetersiz sosyal korumaya, çalışma hukukunun piyasanın ve patronların isteği doğrultusunda yeniden düzenlenmesine, çalışan sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmamasına, bu önlemlerin birer maliyet unsuru olarak görülmesine sebep olmakta ve ekonomik olarak büyümesini emekçilerin canları pahasına yapmaktadır.
 
Bir önceki yazıda belirttiğimiz üzere Türkiye uzun çalışma saatleri, kayıt dışı istihdam ve düşük sendikalaşma oranları ile çalışma hayatının en kötü olduğu ülkelerin başında gelmektedir. Dünya genelinde 181 milyon işçiyi temsil eden Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) 2017 Küresel Haklar Endeksi yayımlandı. Buna göre, dünya genelinde işçilere yönelik şiddet ve baskı artıyor, pek çok ülkede şirketlerin çıkarları işçi haklarından üstün tutuluyor. Türkiye ise yine işçi hakları konusunda en kötü 10 ülke arasında bulunuyor (1). İşçi haklarının hangi ülkelerde korunup korunmadığını değerlendiren ve 139 ülkeyi kapsayan endekse göre, işçilere yönelik fiziksel şiddet ve tehdit olaylarının yaşandığı ülke sayısı, sadece bir yılda yüzde 10 oranında artış gösterdi. 51 ülkede, sendika üyelerine yönelik saldırılar belgelendi; iş ve ücretler konusunda endişeler daha da arttı (2). Endekse göre Türkiye hak ihlallerinin yaşandığı en kötü ülkeler grubunda yer almaktadır. Hakların güvence altında olmadığı ülkeler grubunda yer alan Türkiye, aynı grupta yer alan Mısır, Filipinliler vb. ülkelerin yer aldığı 55 ülkenin içerisindedir.  Ayrıca emek çalışmaları topluluğunun verilerine göre 2017 yılında Türkiye’de yapılan eylemlerin önemli bir bölümü haksız işten çıkarmalara karşı yaşanmıştır. Yapılan eylemlerin yüzde 23’ü “KHK ile işten atma, açığa alma ve sürgün” nedeniyle, yüzde 18’i işten atma nedeniyle gerçekleşti. Eylemlerin yüzde 18’i ise işteyken ücret gaspı sebebiyle oldu. Eylemlerin yüzde 15’i toplu iş sözleşmesi, yüzde 10’u sendikalaşma nedeniyle gerçekleşti (3). Aynı rapora göre eylemleri gerçekleştiren sendika grubunda ise % 68 ile KESK birinci sırada yer almaktadır. KHK’ler ile işten çıkarmaların en yoğun yaşandığı iş kollarının başında eğitim olması sebebiyle KESK konfederasyon olarak önde gelmektedir. 2016’da 729 olan tekil eylem sayısı 2017’de 1313’e yükselmiştir. 2016’da vaka başına düşen eylem sayısı 1,2 iken 2017’de bu sayı 2,16 olmuştur. Bu artışta sene sonunda metal sektöründe gerçekleşen eylemlerin etkisi büyüktür. Diğer bir faktör ise KHK ile işten çıkarma sonucu gerçekleşen sürekli eylemlerdir. 2017’de günlük ortalama eylem sayısı 3,6’dır (4).
 
Türkiye’de 2018 Şubat ayı itibari ile işsizlik oranı % 10,6’dır. Aynı dönem AB’de işsizlik oranı % 7,1’dir. Yani AB’ye bağlı 28 ülkenin işsizlik oranı  % 7,1 olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönem Euro Bölgesi olarak nitelendirilen ve 19 ülkenin dâhil olduğu bölgede işsizlik oranı % 8,5’dir. Bu haliyle Türkiye’deki işsizlik oranı AB ortalamasının üstünde seyretmektedir. AB ülkeleri içerisinde en düşük işsizlik oranına % 2,3 ile Çek Cumhuriyeti sahiptir. En yüksek işsizlik oranı ise % 20,8 ile Yunanistan’da gerçekleşmiştir. Örneğin Almanya’da işsizlik oranı % 3,4’tür. Malta’da bu oran daha düşük % 3’tür.  Aynı oran ABD’de ise % 3,9’dur (5).
 
ILO’nun Nisan 2018 (6) tarihli araştırmasının sonuçlarına göre yaklaşık olarak 2 milyar çalışan enformel ekonomi içerisinde istihdam edilmektedir. Bu oran bütün çalışanların % 61’ine denk gelmektedir. Enformel ekonomi çerçevesinde istihdam edilenlerin çoğu gelişmekte olan ülkelerde istihdam edilmektedir. Ağırlıklı olarak yetersiz veya eksik sosyal koruma, kötü çalışma koşulları ve çalışma haklarının eksikliği buna yol açan sebeplerin başında gelmektedir diye belirtiyor rapor. erkek çalışanların % 63’ü enformel istihdam edilirken, kadın çalışanların % 53’ü enformel istihdam edilmektedir.  2 milyar enformel istihdamın 740 milyonu kadın geri kalan ise erkek çalışanlardan oluşmaktadır. Yani yaklaşık 1 milyon 250 bin erkek çalışan enformel istihdam koşullarında çalışmaktadır. Raporda eğitimin enformel ekonomide önemli bir etken olduğu belirtiliyor. Rapor eğitim seviyesi arttıkça enformel istihdam seviyesinin azaldığı söylüyor. Raporu yazan iki yazarın belirttiğine göre enformel ekonomi yoksulluğun hem sebebi hem de sonucu olarak görülmektedir. Son olarak rapora göre enformel istihdamın en yüksek olduğu sektör ise tarımdır. Tarımsal istihdamın neredeyse % 90’ı enformel koşullarda istihdam edilmektedir. 

ILO’ya ait başka bir verinin (7) sonucuna göre göre her yıl neredeyse 2,02 milyon insan işle ilgili kazalar veya hastalıklar sebebiyle ölmektedir. Rapora göre her yıl 317 milyon çalışan, işle ilgili bir hastalığa yakalanmakta ve tahminen 337 milyon çalışan ise işle ilgili ölümcül bir hastalığa yakalanmaktadır. Raporda ILO’nun çalışan sağlığı ve güvenliği konusunda 40 farklı konuya yoğunlaştığını, başta hükümetler olmak üzere çalışanlara ve onların kurumlarına çalışan sağlığı ve güvenliği konusunda politika geliştirimleri konusunda destek olduğu belirtilmektedir. 2003 yılında ILO küresel bir strateji geliştirmeye başlamış ve hükümetlere bu konuda yardımda bulunmaya ve öneriler teklif etmeye başlamış.
 
Türkiye’de benzer yıllarda örneğin sadece 2017 yılını ele aldığımızda 2006 emekçinin çalışırken canından olduğunu görmekteyiz. Çalışanlar canları pahasına çalıştırılmakta ve çok uzun sürelerde, düşük ücretler ve düşük sosyal koruma koşullarında istihdam edilmektedir. Bir savaşta bile daha az insan ölmektedir. Çalışan sağlığı ve güvenliği sorunu Türkiye gibi ülkelerde çalışma hayatı içerisinde en son gündem olan konuların başında gelmektedir. Başta emek güçlerinin bu konuları gündemine alması elzem bir durumdur. Çalışanın bir bütün olarak, her alanda değerlendirilmesi, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik koşullarının iyileştirildiği, temel insani ihtiyaçlarının karşılandığı, insani koşullarda yaşadığı temel çalışma prensiplerinin dikkate alındığı, ailesi ve kendisi ile sosyal hayatın bütün alanlarına katılabileceği gelir ve boş zamana tam erişim sağladığı koşulların yaratıldığı bir çalışma hayatı en azından bu koşullarda acil karşılanması gereken ihtiyaçlardır. Klasik anlamda içi-işveren ilişkilerinden bahsetmiyorum. Bahsettiğim kapitalizme sosyal bir anlam yüklemekte değil. Ancak hali hazırda içinde bulunduğumuz çalışma hayatının temel dinamikleri devam ediyor ve bizler her gün işyerlerimize gitmek mecburiyetindeyiz. Çalışmak zorundayız, kredi borcumuzu, kredi kartlarımızın borçlarını, faturalarımızı maalesef ki ödemek zorundayız. Daha adil daha yaşanılabilir bir dünyayı yaratamadığımız müddetçe yapabileceğimiz şey çalışma koşullarımızın düzeltilmesi ve daha yaşanılır kılınmasıdır. Artık tamam diyorsak bizimle değişir bazı şeyler dememiz gerekiyor. Sevgi ile. 
 
Dipnotlar
1- https://www.birgun.net/haber-detay/ituc-isci-haklari-bakimindan-139-ulkeyi-siraladi-turkiye-yine-en-kotu-10-ulke-arasinda-171633.html
2- https://www.birgun.net/haber-detay/ituc-isci-haklari-bakimindan-139-ulkeyi-siraladi-turkiye-yine-en-kotu-10-ulke-arasinda-171633.html
3- http://emekcalisma.org/Raporlar/ISCI%20EYLEMLERI%20RAPORU%202016.pdf
4- http://emekcalisma.org/Raporlar/Isci_Sinifi_Eylemleri_Raporu_2017.pdf
5- http://ec.europa.eu/eurostat
7- http://www.ilo.org/global/standards/subjects-covered-by-international-labour-standards/occupational-safety-and-health/lang--en/index.htm