Ankara İSİG Meclisi kuruldu

Emekçilerin sorunlarına dikkat çeken ve iş cinayetleri üzerine çalışmalarıyla bilinen İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi, İstanbul ve Kocaeli'nin ardından Ankara'da da kuruluşunu ilan etti

İstanbul ve Kocaeli’nin ardından Ankara’da da İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi kuruldu. Meclis ile Ankara’nın çalışma hayatını düzenleyen politikaların ve emek hareketinin en önemli merkezlerinden biri olmanın hedeflendiği açıklandı.
 
Ankara İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin kuruluşu Mimarlar Odası'nda yapılan toplantı ile duyuruldu. İşçilerin yoğun katılımının dikkat çektiği toplantıda Meclis'in kuruluş metni okundu.

“İş cinayetleri ‘kader’ değildir”
Son 16 yılda en az 21 bin işçinin iş cinayetine kurban gittiği belirtilen açıklama da şunlar yer aldı:

» İSİG Meclisi olarak iş cinayetlerinin sebebinin, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması ile denetim ve yaptırım eksikliğinden kaynaklandığını savunuyoruz. İş cinayetlerinin taşeronlaştırma, özelleştirme, sendikasızlaştırma gibi politikalarla doğrudan ilgisi olduğundan hareketle bunlara karşı mücadele etmeksizin bir işçi sağlığı ve güvenliği mücadelesinin mümkün olmayacağını savunuyoruz.

İş cinayetlerine ‘fıtrat’ diyen, ‘kader’ diyen anlayışa karşı ‘iş cinayeti’ demek ve bunun benimsenmesini sağlamak önemlidir.

» İşçi cinayetleri, meslek hastalıkları ise çalışırken yaşanan güvencesizliğin hukuki bir resmidir. Dava süreçleri işçi ve yakınları için birer işkenceye dönüştürülmektedir. İş cinayetinin gerçek sorumluları yargılamazken iş güvenliği uzmanları şefler sorumlu tutulmakta ve sorumlular cüzi para cezalarıyla tutuksuz yargılanmaktadır.

» 2012 yılında çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası bu gidişatı değiştirmedi. İş cinayetlerine ilişkin önlem alınmadığı gibi iş güvenliği tedbirlerinin seçim arifesi sebebiyle askıya alındığına tanıklık ediyoruz. İSİG Meclisi olarak işçi sağlığı ve güvenliğini salt yasal ya da teknik bir mevzuya indirgenecek bir alan değil, aksine işçiyi ve işçi sağlığı ve güvenliğini bir maliyet unsuru olarak gören üretim biçimi ile ilgili bir sorun olduğunu söylüyoruz.

» Çözüm işçilerin örgütlenmesinde ve sendikal mücadelededir. İşçi Sağlığı ve Güvenliği bir sağlık sorunu değil bir sınıf sorunudur. Bu yüzden de merkezi İstanbul İSİG Meclisi ve yakın zamanda kurulan Kocaeli İSİG meclisinin ardından Ankara’da bir İSİG Meclisi kurmamızın en büyük nedeni sürece yerelin özneleri ile müdahale etmektir. Dahası Ankara’nın çalışma hayatını düzenleyen politikaların ve emek hareketinin de en önemli merkezlerinden birisi olmasıdır.

Emeğe yönelik ağır saldırıların olduğu bir dönemden geçerken işçi sağlığı ve güvenliği mücadelesi her zaman olduğundan daha fazla mücadeleye ihtiyaç duymaktadır. Bu yüzden de başta işçi arkadaşlarımızı sandıkları meslek odalarını hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarını avukatları işçi ailelerini ve emekten yana olan tüm kesimleri mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

‘İnşaat işçileri ölümle karşı karşıya’
Ardından moderatörlüğünü Arif Müezzinoglu’nun yaptığı panele geçildi. Panelde ilk sözü alan inşaat işçisi, 15 dakikalık bir test sonrası tehlikeli iş yerinde çalışabilir raporu verildiğini belirterek, “Bizlere alet nasıl kullanılır, baret ne işe yarar gibi teknik bilgiler verilmiyor. İlk bir hafta baretsiz ve ayakkabısız çalıştık. İtiraz ettiğimizde de ‘bir sürü insan işsiz, beğenmeyen gitsin’ yanıtı aldık. İskelenin güvensiz olduğunu belirttiğimizde de daha güvenli iskele getirmek yerine bizi ölüm pahasına o iskelede çalışmaya mecbur bıraktılar. Şikâyetçi olduğunuzda da durum değişmiyor. İş yeri uzmanı da gerekli eğitimi vermiyor. Firmadan şikâyetçi olduğunuzda ise işsizlik ile karşı karşıya kalıyorsunuz. İnşaat sektöründe örgütlenmek çok zor bir durum” dedi.

‘Tedbirler alınmadan cinayetler önlenemez’
Daha sonra söz alan iş güvenliği uzmanı Tülin Yıldırım ise, “Bu sistemde kaza olduğunda uzman, meslek hastalığı olduğunda da iş yeri hekimi sorumlu tutuluyor. Bizler tehlikenin kaynaklarını, nasıl müdahale edeceğimizi biliyoruz ama işveren bu yetkileri kullanmıyor. Bizlerin de işi durdurma yetkisi yasal olarak yok. Devlet cinayetlere göz yumuyor ve arka çıkıyor. Bunun için mücadeleyi kolektif yürütmeliyiz. Gerekli tedbirler ve denetimler yapılmadığı müddetçe iş cinayetleri önlenemez” dedi.

‘Hukuk işlemiyor’
İş Yeri Hekimi Kadir Atlı, “Gece gelip toz ölçümü yapan şirketler, yapılan tetkikleri inceleyen uzman doktorlar olmadıkça yani yolsuzluk oldukça sorun çözülemez” derken, Avukat Murat Kemal Gündüz de hukuki olarak da sürecin çok zor olduğuna değindi. İşçi cinayeti davalarında hukuksuz bir sürecin işlediğine vurgu yapan Gündüz, “Hiçbir cinayette kamu davaları hakkında dava açılmıyor. Soruşturma izni verilmiyor. Birçok başvurumuz AYM’nin önünde bekliyor. Ailelerin mücadeleci tavrı ve kamuoyu baskısı ile süreç yürütülüyor. Mahkemelerde hakim ve savcılar ‘iş cinayeti’ dememize dahi itiraz ederek, ‘iş kazası’ tanımını kullanıyor. Bilirkişi raporlarında da ciddi sorunlar yaşıyoruz” diye konuştu.

‘Kan parası istemiyoruz’
Ankara Ostim-İvedik patlamasında hayatını kaybeden Dilek Gürer’in abisi Nihat Gürer ise, mücadelede yalnız bırakılmalarının hukuksal olarak da zarar verdiğini belirterek, “Bizlere destek olun. Bizler kan parası istemiyoruz, sorumlular yargılansın istiyoruz” dedi.

 
Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi kuruldu

Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde gerçekleştirdiği buluşmayla kurulduğunu ilan etti

Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, bugün (19 Mayıs) Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde gerçekleştirdiği buluşmayla kurulduğunu ilan etti. Kuruluş deklarasyonunu İSİG Meclisi üyesi Pınar Abdal okudu. Abdal, OHAL’in işçilerin sendikasızlaşması, kuralsız ve güvencesiz çalıştırılması sürecini derinleştirmek amacıyla kullanıldığının altını çizdi. Devlet kurumlarının gerçek iş cinayetleri ve iş kazaları rakamlarını açıklamadığının altını çizen Abdal, iş sağlığı ve iş güvenliğinin teknik bir mesele olmadığını, siyasi ve sınıfsal bir mesele olduğunu vurguladı. Abdal sözlerine şöyle devam etti:

Yaşanan iş cinayetlerinin nedenleri gün gibi ortadayken ülkenin başbakanının hem de adı “iş sağlığı ve güvenliği” olan bir kongrede iş kazalarının yüzde 80-85’inin insan hatasından kaynaklandığı yönünden açıklamalar yapabilmesi kuşkusuz Türkiye’de emeği en çok sömürülen ve en çok ölen emek cephesinin örgütsüzlüğünden kaynaklanmaktadır.

Bu yüzden de İSİG Meclisi olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliğini salt yasal ya da teknik bir mevzuya indirgenecek bir alan değil, aksine işçiyi ve işçi sağlığı ve güvenliğini bir maliyet unsuru olarak gören üretim biçimi ile ilgili bir sorun olduğunu söylüyoruz.

Çözüm, işçilerin örgütlenmesinde ve sendikal mücadeledir. Örgütsüz işçi diğer hiçbir hakkını talep edemediği gibi işçi sağlığı ve iş güvenliğini de talep edememekte, kendi hakkı için mücadele edememektedir. Nihayetine, işçi sağlığı ve iş güvenliği bir sağlık sorunu değil, bir sınıf sorunudur ve sınıf mücadelesinin önemli bir alanıdır. Bu yüzden de iş cinayetleri sınıfsaldır.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, emek hareketinin bağımsız bir işçi sağlığı ve iş güvenliği politikası oluşturma refleksi ile mücadelesinin ifadesidir. Her türlü siyasi, iktisadi ve kültürel iktidar ve çıkar odaklarından bağımsız bir işçi sağlığı ve güvenliği politikasının oluşturulmasını hedefleyen meclisimizin talebi ve mücadelesi oldukça yalındır. Üretim sürecinin farklı yerlerinde duran işçi sağlığı ve güvenliği öznelerini bir araya getiren bir mücadele zemini yaratmak.

Bu yüzden de merkezi bir İstanbul İSİG Meclisi ve yakın zamanda kurulan Kocaeli İSİG Meclisi’nin ardından Ankara’da bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi kurmamızın en büyük nedeni sürece yerelin özneleri ile yerinde müdahale etmek, dahası Ankara’nın çalışma hayatını düzenleyen politikaların ve emek hareketinin de en önemli merkezlerinden biri olmasıdır. Ankara’nın emekçilerin yoğun biçimde yaşadığı bir kent olması da bunun önemli bir nedenidir.

Ankara İSİG Meclisi Girişimi olarak işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesini daha da büyütüp iileriye taşıma sorumluluğu ile meclisimiz iş cinayetlerinin gerçek rakamlarına ışık tutmak hedefinin yanı sıra üretim sürecine odaklanmayı; Anakra’da yaşanan iş cinayetleri, iş kazaları, meslek hastalıkları, emek sömürüsünü kamuoyuna duyurmak ve sürece müdahil olmayı amaçlamaktadır.

Emeğe yönelik ağır saldırıların olduğu bir dönemden geçerken işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi her zaman olduğundan daha fazla birleşik bir mücadeleye ihtiyaç duymaktadır. Bugün açısından işçi sağlığı ve iş güvenliği öznelerinin bulunduğu kesimlerin hiçbirinin tekil mücadelesi işçilerin sağlığından ve canından olmasını engellemek için yeterli değildir. Bu yüzden de en başta işçi arkadaşlarımızı, sendikaları, meslek odalarını, hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarını, avukatları, işçi ailelerini ve emekten yana tüm kesimleri bu mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz. Yolumuz uzun ve zorlu olacaktır. Yolumuz açık olsun.

Buluşma, deklarasyonun okunmasının ardından işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine yapılan panelle devam etti.

İnşaat İşçileri Sendikası Denetim Kurulu üyesi Murat Can Çoban, 2011 yılında Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde gerçekleşen patlamada kardeşini kaybeden Nihat Güner, iş cinayetleri davalarını takip eden Avukat Murat Kemal Gündü, Doktor Kadir Atlı ve iş güvenliği uzmanı Tülin Yıldırım panelist olarak hazır bulundu. Panelistler Türkiye’de iş sağlığı ve iş güvenliği uygulamalarının her aşamasını ayrı ayrı değerlendirerek, bu mücadelelerin tekil olarak yeterli olmadığına, bütünleşik bir mücadele yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti.

Panel sonrasında buluşma katılımcıların soru ve önerilerinin ardından sonlandı.

 
İSİG Meclisi Ankara Girişimi kuruldu

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Ankara Girişimi kuruluşunu 'Çalışırken Ölmek İstemiyoruz' başlıklı panel ile gerçekleştirdi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Ankara Girişimi, kuruluş toplantısını yaptı. Girişimin kurucularından Pınar Abdal, devletin iş cinayetlerinde sayı açıklama sorumluluğu dahi almadığını belirterek Meclis’in gerçeğe en yakın rakamlarla iş cinayetlerinin gerçek nedenlerini kamuoyuna duyurma ve sürece müdahil olma işlevi göreceğini vurguladı. Toplantının sonrasında "Çalışırken Ölmek İstemiyoruz” başlıklı bir panel gerçekleştirildi.

Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Girişimi kuruluş toplantısını gerçekleştirdi. Geniş bir katılımla Mimarlar Odası toplantı salonunda gerçekleşen kuruluş toplantısına meslek odaları ve sendikaların temsilcileri, avkatlar, iş güvenliği uzmanları, işçiler ve aileleri katıldı. Ankara İSİG Meclisi Girişimi kurucularından Pınar Abdal kuruluş bildirgesini paylaşarak, son 16 yılda en az 21 bin işçinin iş cinayetlerinde yaşamını kaybettiğine dikkat çekti. Abdal, iş cinayetlerinin tesadüfi olmadığını, işçi sömürüsünün, ucuz emeğin yaygınlaştığı, kuralsız ve güvencesiz çalışma koşullarında kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

‘DEVLET SAYILARI AÇIKLAMA SORUMLULUĞU DAHİ ALMIYOR’
İki yıllık OHAL döneminde bu politikaların giderek arttığına dikkat çeken Abdal, iş cinayetlerinin sebebinin sadece denetim ve yaptırım eksikliği gibi teknik meseleler olmadığını, sınıfsal bir mesele olduğunu belirtti. Abdal, taşeronlaştırma, özelleştirme, sendikasızlaştırma politikalarıyla mücadele etmeksizin iş sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi verilemeyeceğini belirtti. Abdal, devletin iş kazaları ve meslek hastalıkları sayısını dahi açıklama sorumluluğunda almadığı bir süreç yaşandığını belirterek, İSİG Meclisi’nin raporlarla gerçeğe en yakın rakamlarla iş cinayetlerinin gerçek nedenlerini kamuoyuna duyurma işlevi gördüğünü vurguladı.

‘BİR MÜCADELE ÇAĞRISIDIR’
 
 
Pınar Abdal - Ankara İSİG Meclisi Girişimi kurucusu (Fotoğraf: Derya Kayacan/EVRENSEL)

Abdal,  “iş cinayetlerine “fıtrat”, “kader” diyen anlayışa karşı “iş cinayeti” demek ve bunun kamuoyunda benimsenmesini sağlamak önemlidir, ancak daha da önemlisi iş cinayeti söyleminin bir fail arama zorunluluğu ve bunun için mücadele çağrısıdır” dedi. 2012 yılında çıkartılan İş Sağlığı ve Güvenliği yasasının da kötü gidişatı değiştirmediğini kaydeden Abdal, “İşçi sağlığı ve güvenliği adına önlem alınmaz, iş yerlerinde düzenli denetim yapılmazken, henüz seçim arifesinde patronların keyfini kaçırmak istemeyen hükümetin yasal iş sağlığı ve güvenliği denetimlerini dahi askıya aldığına şahit oluyoruz” dedi. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin yasal ve teknik bir mevzuya indirgenecek bir alan olmadığını vurgulayan Abdal, işçi sağlığı ve güvenliğini maliyet unsuru olarak gören üretim biçimi ile ilgili bir sorun olduğunu kaydetti.

‘ÇÖZÜM ÖRGÜTLENMEKTE’
Çözümün işçilerin örgütlenmesinde ve sendikal mücadelede olduğunu belirten Abdal, “Bu sınıf mücadelesinin önmeli bir alanıdır. Bu yüzden iş cinayetleri sınıfsaldır” dedi. Üretim sürecinin farklı yerlerinde duran işçi sağlığı ve güvenliği öznelerini bir araya getirerek mücadele zemini yaratmak istediklerinin altını çizen Abdal, “Meclisimiz iş cinayetlerinin gerçek rakamlarına ışık tutmak hedefinin yanısıra üretim sürecine odaklanmayı, Ankara’da iş cinayetleri, iş kazaları, meslek hastalıkları, emek sömürüsünü kamuoyuna duyurmak ve sürece müdahil olmayı amaçlamaktadır” dedi. Toplantı “Çalışırken Ölmek İstemiyoruz”  isimli iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin, işçilerin, iş güvenliği uzmanları ve hekimlerinin katıldığı panel ile devam etti.

'PLAN VE DENETİM YAPILDIĞI KOŞULLARDA İŞ KAZALARI ÖNLENEBİLİR'
Kuruluş toplantısının ardından "Çalışırken Ölmek İstemiyoruz” başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Panelde konuşan iş güvenliği Uzmanı Tülin Yıldırım, “İş kazaları ancak normal şartlarda önlenebilir. Normal şartlar ise planlamanın, denetimlerin yapıldığı ve bunlara uyulduğu şartlardır” dedi.

Geniş bir katılımla Mimarlar Odası toplantı salonunda gerçekleşen panele meslek odaları ve sendikaların temsilcileri, avukatlar, iş güvenliği uzmanları, işçiler ve aileleri katıldı. Panele İnşaat İşçileri Sendikası Denetleme Kurulu üyesi ve inşaat işçisi Murat Can Çoban, İş güvenliği Uzmanı Tülin Yıldırım, iş yeri hekimi Kadir Atlı, avukat Murat Kemal Gündüz, ve OSTİM’de 2011 yılında yaşanan patlamada yaşamını yitiren Dilek Gürer’in abisi Nihat Gürer konuşmacı katıldı.

‘KAPI ORADA, GİDEBİLİRSİN’
 
 
Fotoğraf: Derya Kayacan/EVRENSEL

İnşaat İşçileri Sendikası Denetleme Kurulu üyesi ve inşaat işçisi Murat Can Çoban, inşaaatlarda işçilerin çalışma koşullarına ilişkin yaşadıklarını paylaşarak, “İlk işe başlayışımda doktor kısa sürede kontrol ederek birkaç soru sordu. Ardından iş güvenliği uzmanına yönlendirdi. Bizlere test doldurttular, sonrasında inşaatta çalışmayı, güvenliğin nasıl sağlanacağını, halatı, güvenlik kemerinin nasıl takılacağını bilmeden ertesi gün işe başladık. İlk bir hafta baretimiz ve ayakkabımız  yoktu” dedi. Çoban, iş yerindeki koşulları eleştirdiklerinde “Kapı orada, gidebilirsin” yanıtı aldıklarını belirtti. İş yerinin güvensiz durumundan işçilerin sorumlu tutulduğunu belirten Çoban, iş yerinde yaşanan yaralanmalarda işçilerin şikayetçi olmaması için işverenlerin maaş, izin, tedavi giderlerini karşılama gibi önerilerde bulunduklarını söyledi. Çoban, “Eğer şikayetçi olursanız başka yerde iş bulamazsınız” diyerek ihtar edildiklerini kaydetti.

‘UZMANIN GÖREVİ İŞVERENE DANIŞMANLIK’
İş güvenliği Uzmanı Tülin Yıldırım rakamların iş cinayetlerinin görünür hale gelmesi için önemine dikkat çekti. İş güvenliği uzmanlarının görev ve sorumluluklarına ilişkin yönetmeliğin işverenlere danışmanlık yetkisi olduğunu belirten Yıldırım, “İş yerindeki standartları, işçinin çalışma koşullarını belirleme yetkisine sahip değiliz. Olumsuz bir durumda işi durdurmak gibi bir görevimiz bile yok” dedi. Sistemin, iş yeri hekimini, uzmanı, işçiyi birbirine düşman ettiğini vurgulayan Yıldırım, sadece baret takılarak sorunun çözülemeyeceğini vurguladı.

‘SOMA’DA HERKES BİLİYORDU AMA SUSTU’
Yıldırım, “İş kazaları ancak normal şartlarda önlenebilir. Üretim hızı normal düzeyde olduğunda önlenebilir. Normal şartlar ise planlamanın, denetimlerin yapıldığı ve bunlara uyulduğu şartlardır. Devletin tüm rollerini bıraktığı yerde uzman, hekim atadılar. Devlet bizi böyle bir dünyaya saldı. Böyle bir dünya yok” dedi. 3. Havaalanı inşaatında yaşamını yitiren işçileri hatırlatan Yıldırım, “Başbakan geliyor, ‘8 ayda bitirin’ diyor. Kimse hayır, olmaz demiyor. İşçiden fedakarlık yapılıyor. Van depremi sonrası yetkililer konutları ‘6 ayda bitirin’ dedi. 4 tane ölümlü iş cinayeti yaşandı” dedi.

Yıldırım, Soma’da yaşanan ve 301 madencinin yaşamını yitirdiği iş cinayetini de “Kırmızı Pazartesi” romanına benzeterek, “Herkes biliyordu, ama kimse konuşmadı, sustu” dedi. Yıldırım, patronların üretim maliyetlerini düşürmekle övündüklerini ancak işçi sağlığı koşullarından, işçinin yaşam hakkından indirdiklerini belirtti.

‘İŞÇİLER YASAKLANMASI GEREKEN KİMYASALLARLA ÇALIŞIYOR’
İşyeri Hekimi Kadir Atlı ise ölümlerin temelinde, taşeronlaştırmanın, işsizliğin ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması olduğunu belirtti. İş güvenliği firmalarını da eleştiren Atlı, gece vardiyasında ölçümler yapıldığı, işçi tetkiklerinin düzgün kontrol edilmediği, yolsuzluklar yapıldığı sürece işçilerin ölmeye devam edeceğini belirtti. Türkiye’nin meslek hastalıkları listesinin ILO’nun 1960’lı yıllardan kalma listeleri olduğunu belirterek, güncellenmesi gerektiğini vurguladı. İşverenlerin işçilere ücret, mesai gibi konularda yalan söylediği için işçilerin sık iş değiştirdiğine dikkat çeken Atlı, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini tamamlayamadan işçilerin işten ayrıldığını belirtti. Atlı, işyerlerindeki kanser yapan kimyasal maddelerinde Türkiye’de yasaklanması için mücadelenin uzun sürdüğüne dikkat çekerek, “İşe girişlerde hekim muayenesi en az 30 dakika sürmeli, iş yeri hekimleri işyeri ortamını mutlaka görmeli, vakit geçirmeli. İşçiler bir çok yasaklanması gereken kimyasalllarla çalışıyor” dedi. Atlı, arabuculuk sistemini ve 50’den az işçi çalıştıran yerlerde iş sağlığı güvenliği yasasının uygulanmamasını da eleştirdi.

‘KAMU GÖREVLİLERİNİ YARGILATAMIYORUZ’
Soma, Ostim gibi birçok iş cinayeti davasında avukatlık yapan Murat Kemal Gündüz de, mahkemelerde sürecin ağırdan işlediğini belirterek, kamu görevlilerinin yargılanmadığını ve soruşturma izni verilmediği söyledi. Gündüz, 24 kişinin yaşamını yitirdiği Van Bayram Oteli davasından örnek verdi: “Depreminin ardından Vali’nin ‘Dünya’nın en güvenli yeri Van’ açıklamasının arından hasar tespiti yapılmadan insanlar güvenerek binalara girdi. Van Bayram Otel’de 24 kişi yaşamını yitirdi. Vali hakkında suç duyurusunda bulunduk. Anayasa Mahkemesinin de “Yargılanmalı” demesine rağmen halen yargılanmadı ve Antalya’da Vali olarak görevini sürdürüyor”.  Gündüz, Milas Güllük Akfen’de yedi işçinin öldüğü iş cinayetinden de işçilere hidrojen sülfür gibi zehirli bir maddenin temizliğinin yaptırıldığını ve hukuki mücadeleyle uluslar arası bir sermaye sahibini yargılatmayı başardıklarını kaydetti.  Mahkeme heyetinin yurt dışı yasağı vermesinin ardından heyetin değiştirildiğine dikkat çeken Gündüz şöyle devam etti: “Şirket ailelere mücadele sonucunda birer milyon lira teklif etti. Sadece bir işçinin ailesi kabul etmediğinden hala dava devam ediyor. Vazgeçmeyen kadının kocası ‘ben bok temizliyorum’ diye torunlarını sevemezmiş. Kadın ‘üç milyon da verseler almam’ dedi”.
 
OSTİM’de 2011 yılında yaşanan patlamada yaşamını yitiren makine mühendisi Dilek Güler’in abisi Nihat Gürer de aileler olarak verdikleri hukuki mücadeleyi paylaştı. Aileler ilk savcıya gittiklerinde Savcı’nın işçileri sorumlu tutan yönde açıklamalarda bulunduğunu belirten Gürer, aileler olarak mücadelenin peşini bırakmadıklarını söyledi. 

 
İSİG Meclisi Ankara Girişimi kuruluşunu ilan etti

İSİG Meclisi, “Çalışırken ölmek istemiyoruz!” başlığıyla Ankara’da düzenlediği panelle kuruluşunu açıkladı.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Ankara Girişimi bugün “Çalışırken ölmek istemiyoruz” konulu panel düzenleyerek kuruluşunu ilan etti.

Panel iş cinayetlerini konu alan bir sinevizyon gösterimiyle başladı. Ardından İSİG Meclisi Ankara Girişimi’nin deklarasyon metni okundu. “İş cinayetlerinin kaza olmadığını anlatmak ve iş cinayetlerinin sınıfsal olduğunu ortaya koymak” hedefinin vurgulandığı metnin ardından panelistlere söz verildi.

İlk olarak eski bir inşaat işçisi söz alarak iş güvenliği önlemlerinin alınmaması ve iş eğitimlerinin eksik bırakılmasına değinerek “İş aletlerinin kullanımına dair eksiklikler görülmeyip baretin olmaması sorun edilebiliyor” dedi. Sonrasında söz alan iş güvenliği uzmanı ise İSİG Meclisi’nin yayınladığı raporların öneminden bahsetti. “Bunlar yayınlandıkları için bir gerçek olarak orta yerde duruyor ve bunlar yayınlandıkları için kimsenin gizleyemeyeceği bir gerçeği oluşturuyor” diyen iş güvenliği uzmanı, devletin sorumluluğuna değindi. “Devlet kendi rollerini, meslek hastalıkları olmasın diye iş yeri hekimine, iş kazası olmasın diye iş güvenliği uzmanına bıraktı” diyen iş güvenliği uzmanı, “İş cinayetleri iş yerinde mühendis ve iş güvenliği uzmanından sorulur hale geldi. Bu rollerden vazgeçmeliyiz” dedi. Konuşmanın devamında, inşaat sektörünün standardını TOKİ’nin belirlediğinden, bunun da daha fazla yol ve daha hızlı iş üzerinden düşünüldüğüne değinilerek “Devlet kendi rollerinden vazgeçerek iş cinayetlerinin faili haline gelebiliyor” denildi.

Panelde söz alan iş yeri hekimi ise iş cinayetlerinin yanı sıra işsizlik olgusunun patronlar tarafından kullanılmasına ve bu sayede güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılmasına dikkat çekti. “ILO meslek hastalıkları listesi yayınlıyor ve Türkiye’de bu listedeki hastalıkların birçoğu meslek hastalığı olarak görülmüyor” diyerek konuşmasına devam eden iş yeri hekimi “Bugün Türkiye’de bin kişinin çalıştığı bir fabrikada en az 12 meslek hastalığı çıkabiliyor” bilgisini paylaştı. Meslek hastalıkları konusunda patronların tutumuna işaret eden iş yeri hekimi “Tahlillerde ortaya çıkan hastalıklar için iş veren hekime gelip laboratuvarınızı değiştirin çok fazla hastalık çıkartıyorsunuz diyebiliyor” diyerek patronların en temel sağlık konusunda bile düzenbazlık yaptığına dikkat çekti.

İş davalarındaki deneyimlerini aktaran bir avukat ise savcıların iş cinayeti davalarını ağırdan aldığı ve hiçbir olayda kamu görevlilerine dava açılmadığı üzerinde durdu. Bakanlıkların, iş cinayetlerinin soruşturulması noktasında soruşturmanın reddine iki satırlık gerekçe sunduğundan bahseden avukat, Van depreminde yaşanan Bayram Oteli davasından örnek verdi. İlk Van depreminin ardından vali “Yapılarımız güvenlidir” dedikten sonra 20 kişinin Bayram Oteli’nde öldüğünü hatırlatan avukat, “Valiye açılan davada Anayasa mahkemesi de valinin yargılanmasından yanayken devlet söz konusu şahsı vali olarak atamaya devam etti” diye konuştu. “İş cinayeti dediğimiz için Yargıtay daire başkanının morali bozuluyor. Birçok davada olası kasıt var ve buna iş cinayeti denmeyecek de ne denecek?” diyerek sözlerini tamamladı.

Ostim-İvedik patlamasında kardeşini kaybeden bir katılımcı da; patlamadan sonra savcının davaya ciddiyetsizce yaklaştığını ve sürecin kendileri açısından bir “hukuk oyununa” dönüştüğünü belirtti. Hukuki sürecin kendileri için zor ve pahalı olduğuna değinen kayıp yakını, sorunun bir fail sorunu olmadığının altını çizdi. Bunun bir düzen sorunu olduğunu belirten kayıp yakını, “Bu düzen kendini koruyor biz kendimizi nasıl koruyacağız” diyerek konuşmasını tamamladı.

Panelistlerin konuşmalarının ardından soru cevap kısmı ile etkinlik bitirildi.

 
Ankara İSİG Meclisi kuruldu
 
Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Mimarlar Odası Ankara Şube’de yapılan panel ile kuruluşunu ilan etti.

Panele yoğun bir ilgi ve katılım oldu. Sendika temsilcileri, işyeri hekimleri, çeşitli sektörlerden işçiler ve devrimci-demokrat bireyler yoğun olarak katıldılar.

Panelin açılış konuşmasını Pınar Abdal yaptı. Abdal, yaptığı konuşmada, Ankara İSİG Meclisi’nin kurulduğunu duyurdu. Abdal’ın okuduğu kuruluş deklarasyonunda şunları ifade edildi:

“Yaşanan iş cinayetlerinin nedenleri gün gibi ortadayken, ülkenin başbakanının, hem de adı ‘işçi sağlığı ve güvenliği’ olan bir kongrede iş kazalarının yüzde 80-85’inin insan hatasından kaynaklandığı yönünden açıklamalar yapabilmesi, kuşkusuz, Türkiye’de en çok sömürülen ve en çok ölen emek cephesinin örgütsüzlüğünden kaynaklanmaktadır.

Bu yüzden de İSİG Meclisi olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği, salt yasal ya da teknik bir mevzuya indirgenecek bir alan değil, aksine, işçiyi ve onun sağlığı ve güvenliğini bir maliyet unsuru olarak gören üretim biçimi ile ilgili bir sorun olduğunu söylüyoruz.

Çözüm, işçilerin örgütlenmesinde ve sendikal mücadeledir. Örgütsüz işçi, diğer hiçbir hakkını talep edemediği gibi işçi sağlığı ve iş güvenliğini de talep edememekte, kendi hakkı için mücadele edememektedir. Nihayetinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği, bir sağlık sorunu değil, bir sınıf sorunudur ve sınıf mücadelesinin önemli bir alanıdır. Bu yüzden de iş cinayetleri sınıfsaldır.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, emek hareketinin, bağımsız bir işçi sağlığı ve iş güvenliği politikası oluşturma refleksi ile mücadelesinin ifadesidir. Her türlü siyasi, iktisadi ve kültürel iktidar ve çıkar odaklarından bağımsız bir işçi sağlığı ve güvenliği politikasının oluşturulmasını hedefleyen meclisimizin talebi ve mücadelesi oldukça yalındır: Üretim sürecinin farklı yerlerinde duran işçi sağlığı ve güvenliği öznelerini bir araya getiren bir mücadele zemini yaratmak.

Bu yüzden, merkezi bir İstanbul İSİG Meclisi ve yakın zamanda kurulan Kocaeli İSİG Meclisi’nin ardından Ankara’da da bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi kurmamızın en büyük nedeni, sürece yerelin özneleri ile yerinde müdahale etmek, dahası, Ankara’nın çalışma hayatını düzenleyen politikaların ve emek hareketinin de en önemli merkezlerinden biri olmasıdır. Ankara’nın emekçilerin yoğun biçimde yaşadığı bir kent olması da bunun önemli bir nedenidir.

Ankara İSİG Meclisi Girişimi olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesini daha da büyütüp ileriye taşıma sorumluluğu ile meclisimiz iş cinayetlerinin gerçek rakamlarına ışık tutmak hedefinin yanı sıra üretim sürecine odaklanmayı; Ankara’da yaşanan iş cinayetleri, iş kazaları, meslek hastalıkları, emek sömürüsünü kamuoyuna duyurmak ve sürece müdahil olmayı amaçlamaktadır.

Emeğe yönelik ağır saldırıların olduğu bir dönemden geçerken, işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi, her zaman olduğundan daha fazla birleşik bir mücadeleye ihtiyaç duymaktadır. Bugün açısından, işçi sağlığı ve iş güvenliği öznelerinin bulunduğu kesimlerin hiçbirinin tekil mücadelesi, işçilerin sağlığından ve canından olmasını engellemek için yeterli değildir. Bu yüzden, en başta işçi arkadaşlarımızı, sendikaları, meslek odalarını, hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarını, avukatları, işçi ailelerini ve emekten yana tüm kesimleri bu mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz. Yolumuz uzun ve zorlu olacaktır. Yolumuz açık olsun”

Deklarasyonun ardından toplantıya, panelistlerin yaptıkları sunumlarla devam edildi.

İnşaat İşçileri Sendikası Denetim Kurulu üyesi Murat Can Çoban, 2011 yılında Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde gerçekleşen patlamada kardeşini kaybeden Nihat Güner, iş cinayetleri davalarını takip eden Avukat Murat Kemal Gündü, Doktor Kadir Atlı ve iş güvenliği uzmanı Tülin Yıldırım, panelist olarak hazır bulundular. Panelistler, Türkiye’de iş sağlığı ve iş güvenliği uygulamalarının her aşamasını ayrı ayrı değerlendirerek, bu mücadelelerin tekil olarak yeterli olmadığına, bütünleşik bir mücadele yürütülmesi gerektiğine dikkat çektiler.Panelistlerin sunumlarından sonra panele katılanların yoğun ilgisi ve sorularıyla etkinlik sonlandırıldı.