Ölen işçileri suçlu gösterme insafsızlığı

Başbakan Binali Yıldırım’ın Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi’nin açılışında “İş kazalarının yüzde 80-85 insan hatasından”, “Eldiven takmaz, baret giymez, güvertede çalışır kemer takmaz. Sürekli peşlerinden koşacaksın”, “Bu kazalar olduktan sonra tepki olarak düzenlemeler yapıyoruz. İpin ucunu da kaçırıyoruz” açıklamalarına tepki yağdı.

İŞ CİNAYETLERİNE DUR DEMEK İÇİN BİR ÇAĞRI: ÖNEMLİ OLAN BİR YERDEN BAŞLAMAK
Seyit ASLAN
DİSK/Gıda-İş Genel Başkanı

Soma, Ermenek, Torunlar, Şirvan, Marmara AVM Park, Tuzla Gisan Tersanesi... Onlarca işyerinde kitlesel işçi cinayetleri yaşandı. İSİG tarafından yayımlanan raporlarlara göre her gün 3-5 işçi iş cinayetlerinde can veriyor. Sadece geçtiğimiz nisan ayında en az 177 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Soma Katliamı’na nasıl adım adım gelindiği bilirkişi raporlarına geçti. Daha önceki ve sonraki iş cinayetlerinde böylesi bilirkişi raporları mevcut.

Soma Katliamı’nda Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar ve danışmanının işçi yakınına attığı tekme hafızalardadır. “Ölüm madencinin fıtratında var” diyerek, o gün Soma’da hüküm süren taşeronlaştırma başta olmak üzere sürekli üretim baskısının ve iktidarın yol verdiği kitlesel iş cinayetinin üzerini örtmek istedi. Atılan tekme ise tüm işçi ve emekçilere atılmıştı.  

Patronlar iktidarın desteğiyle işçileri öldürüyor, kan parası ödeyerek sorumluluklardan kurtuluyor. İktidar sermayenin aşırı sömürü güdüsünden kaynaklı iş cinayetlerini “fıtrat” gibi dini söylemlerle meşrulaştırmaya çalışıyor.

16 yıldır kendisini her koşulda sermayeye siper eden, rafine bir sermaye iktidar var. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan en büyük patron örgütleriyle yapılan toplantıda ‘OHAL’i grevleri yasaklamak için kullanıyoruz’ demekten kaçınmıyor. İş cinayetleri devam ediyor, grev yasakları sürüyor. 16 yılda 21 bin işçinin ölümü, on binlercesinin sakat kalması, sayısı belli olmayan meslek hastalıklarının yaşanması dile bile getirilmiyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan... yani iktidar, işçilere ölümü reva görüyor.

6 Mayıs 2018 tarihinde İstanbul’da düzenlenen “İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı”nda konuşan Başbakan Binali Yıldırım, “Eldiven takmaz, baret giymez, güvertede çalışır kemer takmaz. Sürekli peşlerinden koşacaksın. Her an başında duracaksın” diyerek ölümlerden bir kez daha işçileri sorumlu tutu. Peki Başbakan sendikacıların da olduğu bu toplantıda işçileri suçlama ve sorumlu tutma cesaretini nereden buluyor? Soma, Ermenek, Torunlar, Marmara Park AVM, Tuzla Gisan Tersanesi, Şirvan bunların hangisinde patronlar tarafından tedbir alınmış, ama işçi alınan tedbirlere uymamış bir söyleseler.

SENDİKAL BÜROKRASİ ÖLÜME DE NEDEN OLUYOR
O toplantıya katılan sendikacılar ne yazık ki Başbakana bir cevap vermemişlerdir. Sadece toplantıya katılanlar değil, genel olarak derin bir sessizlik vardır. Kimi sendikalar ve sendikacılar iktidarın arka bahçesi ve koltuk değneği haline gelmiştir, görevleri her koşulda iktidarı savunmaktır. Kimi sendikalar ve sendikacılar küçük çıkarlar uğruna ses çıkarmamaktadır. Süreci sessiz geçiştirerek, hükümetin gitmesini beklemektedirler. Sendikal bürokrasi işçilerin sömürülmesine çanak tuttuğu gibi, ölümüne de neden olmaktadır.

İş cinayetleri sınıfsaldır. İşçi ise karnını doyurmak için artık iş gücünün yanında hayatını vermek zorundadır. Sermaye artık iş gücünün yanında işçinin hayatını karartmaktadır. Buna tepki ise ya raporlarda kalmakta ya da ağız ucuyla yapılan açıklamalarla kendisinin göstermektedir. Bu gidişe dur demek ve iş cinayetlerinin önüne geçmek için iktidar ve sermaye karşısında mücadele etmeye, ölümlere neden olan politikalarına karşı çıkmaya, grev hakkını kullanmaya, talepler için sürekli bir mücadeleye ihtiyaç vardır. Bunu dert eden başta ileri işçiler olmak üzere, işçiden yana tüm kesimlerin kendine “İktidarın bu aymazlığı karşısında bizim sorumluluğumuz nedir? İş cinayetlerine karşı nasıl mücadele ederiz?” diye sorması gerekiyor.

Az çok mücadeleden yana olan kesimlerin bir araya gelmesi, tartışması ve nasıl bir mücadele örgütlemek gerektiğini tartışması zor değil. Bu yazı aynı zamanda ayrım yapmadan iş cinayetlerine karşıyım diyen, bundan rahatsızlık duyan, ama ne yapacağız diye kendisine soranlara bir çağrı. Bir araya gelip şu talepler etrafında mücadeleyi örgütleyerek, ön yargısız, kendi sınıfımızın yanında yer alarak başlayabiliriz.

TALEPLER
İş cinayetlerinin önlenmesi için:

♦ Sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki tüm engeller kaldırılmalı, barajsız, yasaksız demokratik bir yasa çıkarılmalı.

♦ Kamu denetimi etkin sağlanmalı, iş yerleri denetimi sürekli hale gelmeli, denetçi sayısı artırılarak yeterli sayıya ulaşmalı.

♦ Etkin, bir işçi sağlığı ve iş güvenliği yasası çıkarılmalı, iş yerinde işçilere denetim hakkı etkin olarak tanınmalı.

♦ Sendikalara ve emek örgütlerine iş yerlerini denetleme hakkı yasayla güvence altına alınmalı.

♦ İşyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği almayan yerlere ağır cezalar ve yaptırımlar uygulanmalı, hiç bir koşulda bu cezalar ve yaptırımlar affa uğramamalı.   

♦ İş cinayetleri davaları hızla sonuçlanmalı, hiç bir koşulda af kapsamına alınmamalı.

♦ Kayıt dışı çalışma biçimlerine son verilmeli, sigortasız çalıştırılma yasaklanmalı, sigortasız ve sosyal güvencesiz çalıştıran iş yerlerine ağır cezalar uygulanmalı.

♦ Her türden taşeron çalışma (Özel sektör dahil) yasaklanmalı, tüm işler asıl işi yapan firma tarafından yapılmalı.

♦ Çalışma süreleri düşürülmeli, eşit işe eşit ücret ödenmeli, ücretler enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında artırılmalı.

♦ Özelleştirmeler durdurulmalı, özelleştirilen kurumlar yeniden kamu eli ile işletilmeli.

Bu talepler sadeleşebilir, yeni talepler eklenebilir, önemli olan bir yerden başlamak ve iş cinayetlerinin önüne geçmek için mücadeleyi sürekli kılmaktır.

ÖLÜMLERİN NEDENİ HÜKÜMETİN POLİTİKALARI
Başbakan Yıldırım’a bir yanıt da CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’dan geldi. Yazılı açıklama yapan Ağbaba, Türkiye’nin işçi ölümlerinde Avrupa’da birinci sırada yer aldığını hatırlatarak “İşçi ölümlerinin asli nedeni insan kusuru değil Ak Parti iktidarının bugüne kadar dayattığı güvencesiz ve kuralsız çalışma ilişkileridir” dedi. Ülkemiz işçi ölümlerinde Avrupa ülkeleri arasında birinci sırada yer almışken yaşanan ölümleri salt bir insan kusuru olarak nitelendirmek izaha muhtaç bir olaydır” dedi. AA’nın haberine göre İşçi Sağlığı İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin açıkladığı nisan raporuna göre, nisanda en az 177 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğine dikkat çeken Ağbaba, “Ak Parti iktidarının 15 yıllık sürecinde en az 21 bin işçi işyerlerinde çalışırken yaşamını yitirmişken, ülkenin Başbakanının çıkıp bu cinayetlerden işçileri sorumlu tutması, olsa olsa emekçilerle dalga geçmektir. Bu anlayış, işçi ölümlerini azaltmayıp artacağının göstergesidir... İşçi ölümlerinin asli nedeni insan kusuru değil Ak Parti iktidarının bugüne kadar dayattığı güvencesiz ve kuralsız çalışma ilişkileridir. Madenlerde, inşaatlarda, tersanelerde, fabrikalarda işçiler her gün ölüme giderken bunu insan kusuru olarak nitelendirmek yaşanan ölümlerin sorumluluğunu üstlenmemek demektir” değerlendirmesinde bulundu.

 
“Sorumlular patronlar ve patronları koruyanlar!”

İş Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası’nda başbakanın yaptığı açıklamaya dair...

Başbakan Binali Yıldırım, İstanbul’da düzenlenen 9. Uluslararası İş Sağlığı Güvenliği Kongresi’nde “iş kazalarının yüzde 80-85 insan hatasından, insan unsurundan kaynaklandığını” söyledi. Ancak açıklamasının devamında bu ‘insan hatasından’ “Eldiven takmaz, baret giymez, güvertede çalışır kemer takmaz” diyerek sadece işçileri kastettiğini anlamış bulunuyoruz.

Ölümlü iş kazalarında dünyada 3. Avrupa'da 1. sırada yer alan Türkiye’nin başbakanı olarak, Binali Yıldırım’ın İş Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası’nda patronlarla aynı savunmayı yapmasını ise esasen şaşırtıcı bulmuyor, maliyetli olduğu gerekçesiyle iş güvenliği önlemlerini almayan patronları suçlamasını tabii ki beklemiyoruz. Ancak sadece 2018 yılının ilk dört ayında en az 575 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğinden, bazı gerçeklerin de yeniden hatırlatılması gerektiğini düşünüyoruz.

İşçileri takmadığı baret için eleştiren başbakanın Türkiye’de neden sadece 3 tane meslek hastanesi olduğu gerçeği karşısında ne düşündüğünü merak ediyoruz. Ya da unutulmaması için aşağıda hatırlatacağımız örneklerden hareketle işçi sağlığı için “baret, eldiven, kemer” gibi önlemlerden daha fazlasına gerek olduğunu bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isteriz. Ki özellikle sendikasız fabrikalarda bu gibi önlemler çoğunlukla sıcak yaz günlerinde işkenceye sebep olan, hiçbir koruyucu özelliği bulunmayan, çok ucuza mal edilen göstermelik önlemlerdir.

* Başbakan Binali Yıldırım’ın konuşmasında örnek gösterdiği, adı bir dönem iş cinayetleriyle anılan Tuzla tersanelerinde, ağırlık olması için kum torbası konulması gerekirken filikalara 16 işçi bindirilmiş, bu yolla 3 işçinin ölümüne 13 işçinin yaralanmasına neden olunmuştu. Bunda da suçlu “baret, kemer, eldiven” takan ama kum torbası niyetine kullanılan işçiler miydi?

* Aralık 2005'te, Özay Tekstil fabrikasında beş kadın işçi yanarak can verdi. Peki, suçlu gerekli önlemlerin alınmadığı için çıkan yangında, mesaiden kaçmamaları için kapıları üzerlerine kilitlenen işçiler miydi?

* İstanbul’da 8 Eylül 2009’da sel sırasında Pameks Tekstil’de çalışan 8 kadın işçi boğularak can vermişti. Peki, suçlu insan taşınması yasak servis minibüsüne zorla bindirilen işçiler miydi?

* Kot kumlama işinde çalışan tekstil işçilerinin silikozis hastalığı sonucu ölmeleri de mi kendi hatalarıdır? 

* Soma’da 301 “baretli” maden işçisi, Ermenek’te 18, Torunlar İnşaat’ta 10 ve Afşin Elbistan’da yaşamını yitiren 11 işçi de mi “baret, eldiven, kemer” kullanmadıkları için öldü?

* Tarım işçilerinin tıka basa dolduruldukları kamyonetlerde yaptıkları ölüm yolculukları neden engellenememektedir?

* Adana’da 2013 yılında 13 yaşında pres makinesine sıkıştığı için hayatını kaybeden çocuk işçi Ahmet’i hangi baret kurtarabilirdi?

* 2017 yılında Adana Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir gübre fabrikasının çatı kaplamasını yapmak için vinçle çıkartılan 6 işçiden 5’i hayatını kaybetmiş, biri ağır yaralanmıştı. Sorumlu olan ölen işçiler mi, yoksa onları sigortasız çalıştıranlar ve denetlemeyenler midir?

* Mersin Serbest Bölge’de Mart ayında yaşanan ve kamuoyuna duyurduğumuz; kendi işi olmadığı halde, mesai saati bittikten sonra makine taşıttırılırken, tamir edilmeyen bozuk asansörden düşerek ölen işçinin ölümünden kim sorumludur? 

* Antep Akınal Tekstil’de 2017 yılında yaşanan ve kamuoyuna duyurduğumuz, elimizde resimli belgeleri olan işçinin feci şekilde can vermesinden kim sorumludur? 

İşçi sağlığının ne denli önemsendiği gösteren şu örnekleri de hatırlatmak isteriz
* Başbakan olarak görev yaptığınız AKP hükümetleri tarafından tekstil dahil birçok iş kolu neden ağır ve tehlikeli işler arasından çıkarılmıştır?

* Yine sürekli olarak 50 den fazla işçi çalıştıran iş yerlerinde hastalanan veya iş kazasına uğramış işçilerin, iş yerine en yakın sağlık tesislerine taşınmaları için gerekli araç ve gereçler bulundurulacağı ibaresi olan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün 105 inci maddesi neden yürürlükten kaldırılmıştır.

* En çok iş kazasının yaşandığı İskenderun Demirçelik (İSDEMİR), İzmir Aliağa ve Bakırçay havzasındaki metal fabrikaları neden ağır iş kolları arasında değildir?

* Adana Ceyhan yolu üzerindeki ŞARA gibi ağır çalışma koşullarının olduğu metal fabrikaları neden denetlenmemektedir?

* Ayrıca hatırlatmak isteriz. İçme suyu kaynaklarının en bol ve temiz olduğu yerlerden biri olan Adana’da, Adana Organize Sanayi Bölgesi’nde on binlerce işçiye neden kokmuş kuyu suyu içirilmektedir. Özellikle yaz sıcaklarında bu sorun işçiler için ciddi bir sağlık problemi olmaktadır.

* Yaklaşık on bin işçinin bir arada çalıştığı Mersin Serbest Bölge’de bir sağlık kuruluşu, tek bir ambulans dahi neden yoktur?

Bu örnekler bile işçi ölümlerinin kaza değil cinayet olduğunu ve sorumlusunun işçiler değil önlem almayan patronlar ve patronları koruyanlar olduğunu göstermektedir. Yapılması gereken iş cinayetlerinde ölen işçileri suçlamak değil, işçi ölümlerini engellemek için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır.

Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası (DEV TEKSTİL)
9 Mayıs 2018