İlk kez kanun nitelikli düzenleme yapılıyor

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2011 yılı Kasım ayı sonunda İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı Taslağı'nı, Bakanlar Kuruluna gönderdi. Bakanlar Kurulunda görüşüldükten sonra TBMM'ye gönderilecek olan taslak, iş sağlığı ve güvenliği konusunda özel kanun nitelikli olup bu alanda ilk defa kanun nitelikli bir düzenleme yapılacak olması nedeniyle son derece önemlidir.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarı Taslağında, kanunun amacının, iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk hak ve yükümlülüklerini düzenlemek olduğu açıklanmıştır.Taslakta yer alan yeni düzenlemelerden olumlu ve olumsuz olup değiştirilmesi gereken bazı hususları şu şekilde özetleyebiliriz:

Olumlu Düzenlemeler:

-Bir işyerinin birden fazla işveren tarafından paylaşılması durumunda, işverenler, iş hijyeni ile iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin uygulanmasında işbirliği yapmakla, mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulması çalışmalarını yine koordinasyon içinde yapmakla ve birbirlerini ve birbirlerinin çalışanları ile çalışan temsilcilerini bu riskler konusunda bilgilendirmekle yükümlü tutulmaktadır.

-İşverenler, 50 ve daha fazla çalışanın bulunduğu, altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kurulu kurmak ve kurul tarafından iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun olarak alınan kararları uygulamakla yükümlü tutulmuş olup asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunan işyerlerinde faaliyetlerin yürütülmesi ve kararların uygulaması konusunda işbirliği ve koordinasyonun da asıl işverence sağlanacağı düzenlenmektedir.

-İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı görevlendirme veya hizmet alımı yükümlülüğünde aranan 50 işçi çalıştırma şartı kaldırılmaktadır.

-İşverenlere, acil durum planları, yangınla mücadele, kişilerin tahliyesi, ilk yardım ile ciddi ve yakın tehlike halinde önceden planlama ve hazırlık yapma yükümlülüğü getirilmektedir.

-3 günden fazla işgücü kaybına yol açan iş kazalarının Kuruma bildirilmesi ve istatistiklerde esas alınacağı hükmü getirilmektedir.

-Sağlık kuruluşlarına, kendilerine intikal eden iş kazası ve meslek hastalığı tespiti ya da şüphesi olan vakıaları en geç 10 gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirme yükümlülüğü getirilmektedir.

-İşveren, çalışanlarının, iş sağlığı ve güvenliği ilgili görüşmelere katılmalarını sağlamak ve görüşlerini almakla yükümlü kılınmaktadır.

-İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği için alınacak tedbirlerinin ve bu konuda verilecek eğitimlerin maliyetinin hiçbir şekilde çalışanlara yansıtılmayacağı ve eğitimlerde geçen sürenin çalışma süresinden sayılacağı düzenlemesi yer almaktadır.

- İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili politika ve stratejilerin belirlenmesi için Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi kurulması öngörülmektedir.

- İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları görevlendirildikleri işyerlerinde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuata uygun olan tedbirleri, işveren veya işveren vekiline yazılı olarak beyan etmekle, beyan edilen hususların işveren tarafından yerine getirilmemesi halinde ise durumu Bakanlığa bildirmekle yükümlü kılınmaktadırlar.

- Cezai müeyyidelerin de günün koşullarına uygun biçimde düzenlenmesi olumlu değişikliklerdir.

Ancak tasarıda aşağıda belirtilen hususlara ilişkin bazı eksikliklerin bulunduğu tespit edilmiştir. Bunlar işçi açısından önemli teknik eksiklikler olup mutlaka düzeltilmelidir. Aksi takdirde uygulama sırasında kavram kargaşası ve yorumda ciddi çelişkiler ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Olumsuz Düzenlemeler

-“İşverenin Genel Yükümlülüğü” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında “İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür” denilmektedir. Burada işle ilgili ibaresi işçiyi koruma açısından kapsamı daraltmaktadır. Böyle bir düzenleme, işçinin asıl işini işçinin yapmadığı bir zaman diliminde işyerinde bulunması önlem alınma zorunluluğu olmadığı gibi bir sonuç doğurur. Bu da iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı yeterli önlem alınmasına engel olur. Bu nedenle buradaki işle ilgili sözcüğü tasarıdan çıkarılmalıdır. Aynı kavram, tasarı taslağının 6. maddesinin 1. fıkrasında da mevcut olup buradan da çıkarılmalıdır. Bu ifade önlem almanın kapsamını daraltmaktadır.

- “Önleme İle İlgili İş Sağlığı Ve Güvenliği Genel İlkeleri” başlıklı 6. maddesindeki “İşveren, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ile ilgili tedbirlerin alınmasında” ifadesi de, “İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmasında” şeklinde olmalıdır. Bu durumda iş sağlığı ve güvenliği önlemleri, gelişen teknoloji ile değişkenlik arz ettiği için yeni ve gerekli önlemlere başvurulmasında yasal kısıtlılık ortadan kalkar. Bir kazanın veya meslek hastalığının olmaması amacıyla gerekli olan tüm önlemlere başvurulması yükümünü getirir.

-İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı taslağının 6. maddesinin 2 – c fıkrasında “İşveren, işyerinde yapılan işlerin özelliklerini dikkate alarak, hayati ve özel tehlike bulunan yerlere yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların girmemesi için gerekli tedbirleri alır” düzenlemesi de yanlıştır. İşçinin keyfi olarak, kendine her hangi bir talimat verilmediği halde veya işyeri uygulaması olmadığı halde, hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmesi, iş yaşamının akışına terstir. Bunun kanunda bir düzenleme şekilde yer alması, gelecekte böyle bir yerde işçinin iş kazasına maruz kalması durumunda gerekli tedbirleri almıştık ona rağmen kazalı işçi buraya girmiş ve kazalanmıştır gibi bir savunma ile işçi açısından haksız sonuçlara neden olabilir. İşyeri uygulaması olmadığı sürece iş yaşamının akışında işçinin hayati ve özel tehlike bulunan alana girmesi mümkün değildir. Zaten burada tüm riskleri bertaraf etmek işverenin yükümü olduğu için, bunun yasa da özellikle yer alması anlamsızdır.

- Tasarı taslağının “İşyeri Hekimleri ve İş Güvenliği Uzmanlarının Eğitim, Sınav ve Belgelendirilmeleri” başlıklı 8. madeninin 2 – b fıkrasında yer alan “Meslek Yüksek Okullarının iş sağlığı ve güvenliği bölümlerinden mezun olanlar ( C ) ve ( B ) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesi alabilirler” düzenlemesi de hatalıdır. Dört yıllık üniversite mezunlarının görev alması gereken bir disiplin içerisinde, oldukça yoğunluk taşıyan veya ağırlıklı olan tehlikeli ve az tehlikeli işyerleriyle ilgili olarak iki yıllık üniversite mezunlarının iş güvenliği uzmanı olarak görev yapmalarına olanak sağlanması doğru değildir. Çünkü daha vasıflı kişiler veya mühendislerle, bu kişilerin aynı kategoride değerlendirilmeleri, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemez veya azaltmaz, yalnızca bir takım insanlara iş alanı açar ve de bu disiplinin temel işlevini devre dışı ederek, rant alanına dönüşmesine hizmet eder. Bu nedenle, meslek yüksek okulu mezunlarının iş güvenliği uzmanı olarak atanması koşullarının oluşturulması doğru değildir.

- Anılan tasarı taslağının “Acil Durum Planları, Yangınla Mücadele, Kişilerin Tahliyesi ve İlk Yardım ile Ciddi ve Yakın Tehlike” başlıklı 11. maddenin 4. fıkrasında “Böyle bir durumda çalışanların ihmal ve dikkatsiz davranışları olmadıkça yaptıkları müdahaleden sorumlu tutulamazlar” düzenlemesindeki dikkatsiz davranış kavramı tanımlanır nitelikte bir kavram olmayıp soyut bir kavram olduğu için, bu kavram da mutlaka tasarıdan çıkarılmalı, dikkatsiz davranış yerine kastı olmadıkça ibaresi yazılmalıdır.

- Yine tasarı taslağının “Çalışmaktan Kaçınma Hali” başlıklı 12. maddesindeki “İş sözleşmesiyle çalışanlar, talep etmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda, tabi oldukları kanun hükümlerine göre iş sözleşmesini feshedebilirler” düzenlemesi de yetersizdir. Bazı durumlarda, önlemin maliyetinin oldukça yüksek olması halinde, işveren önlem almayarak işçinin bu hükme göre daha ucuz maliyeti olacak biçimde iş sözleşmesini feshetmesi koşullarını sağlayabilir. Bunun için, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmaması halinde daha ağırlaştırıcı bir tazminat düzenlemesi yapılmalıdır. Sendikal tazminat veya kötüniyet tazminatı gibi …

- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarı taslağının “İşin Durdurulması ve Çalışmaktan Alıkoyma başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasında “yetkili iş müfettişi tarafından işin durdurulması kararının işyerinin tamamını kapsayacağı” düzenlemesi de yanlıştır. Bunun adı işi durdurma olmayıp işyerinin kapatılmasıdır. Bu haliyle bu düzenleme kavram kargaşasına neden olur. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle işyerinin kapatılmasına ilişkin düzenlemelerde yasada açık biçimde yer almalıdır.

Petrol-İş Hukuk Servisi