“Savaştan daha fazla insan ölüyor iş cinayetlerinde” - Erdinç Eroğlu ile söyleşi

17 yaşındaki oğlu Eren’i 2013 yılında Esenyurt Özel Doğa Hastanesi’ndeki iş cinayetinde kaybeden Erdinç Eroğlu ile iş cinayetlerinin nedenlerini, devletin buradaki sorumluluğunu ve 28 Nisan’ı konuştuk.

Eroğlu, iş cinayetlerinin kaynağı ile ilgili sorumuza karşılık şunları ifade etti:

“İş cinayetlerinin yaşanmasındaki en büyük etken işverenin, yani burjuvazinin kâr hırsı bence. Her türlü işçi sağlığı ve güvenliği harcamalarını maliyet olarak gördükleri, zamandan çalma (işin yavaşlaması) olarak gördükleri için bu alana yatırım yapmıyorlar. İşçi sağlığı ve güvenliği (İSG) alanıyla ilgili çalışanlara eğitim vermiyorlar, gerekli ekipmanları almıyorlar bu nedenle.”

Kapitalistlerin nasıl bu kadar rahat hareket edebildiklerine ilişkin ise Eroğlu “Kanunen İSG önlemlerini almak gibi işverenlerin bir yükümlülüğü var. Ama uygulamıyorlar. Devlet İSG yasasını erteliyor ama mevcut yasadaki tedbirleri uygulasalar bile işçilerin hayatı kurtulabilir. Bu yasayı da sadece AB uyum yasaları çerçevesinde çıkardılar” dedi.

“Devlet politik tercihini de işverenlerden yana kullanıyor”
Sermaye devletinin iş cinayetlerindeki rolüne, sorumluluğuna ilişkin ise şöyle konuştu:

“Devlet dediğimiz şey 100 tane aile tarafından yönlendiriliyor. Devlet neden işverenlerden yana, neden yargı yanlı davranıyor, niye denetim görevini yapmıyor? Bunu devletin tamamen politik tercihi olarak görüyorum. Devlet politik tercihini işçilerden, emekçilerden yana değil de işverenlerden yana kullanıyor. Örneğin tüm Türkiye’de teknik anlamda işyerlerini denetleyecek 100 kadar iş müfettişi var. Sen yasa çıkarıyorsun ama yasayı denetleyecek mekanizman yok. Yasayı denetleyecek mekanizman olmadığı zaman sen hiçbir şey yapamazsın. Formaliteden öteye geçmez bu yasa.

Binlerce inşaat, binlerce fabrika var. Siz buraları denetlemeyip sadece işverenin inisiyatifine bırakırsanız işveren de işi taşeronlaştırır. Torunlar, Marmara Park AVM gibi… İş cinayeti olunca da sadece taşeronlar yargılanıyor, büyük patronlara dokunulmuyor.

Marmara Park AVM inşaatını yapan şirket Avrupa’nın her yerinde AVM yapıyor. Avrupa’daki inşaatlarda bir tane bile ölümlü iş kazası yok. Türkiye’ye geldiği zaman taşere ediyor. İşçiler için bin-iki bin liralık konteynırlar dahi çok görüldü ve orada işçiler çadırda yanarak can verdi.

Denetimin olmadığı bir yerde, işverenin yükümlülüklerini yerine getirmediği bir yerde bunların yaşanmasını da normal olarak görüyorum. Devlet istese bin değil 10 bin müfettiş alır, denetim yapar. Ancak az sayıdaki müfettişler sadece toplu ölümlerin olduğu yerlere gidiyor.”

“Bizim mücadelemiz kendimiz için değil”
Yakınlarını iş cinayetinde kaybeden aileler olarak neler hissettiği ve yürüttükleri mücadelede neyi hedefledikleriyle ilgili sorumuza, kendisinin de bu sorunla oğlunu iş cinayetinde kaybettikten sonra ilgilendiği özeleştirisi ile başlayan Eroğlu, “Emek hareketi içinde de iş cinayetlerinin tanınırlığı yok” dedi.

Oğlunun ölümünden sorumlu olan hastanenin kendisine uzlaşma teklifi yaptığını ancak kendisinin bunu reddederek mücadele yolunu seçtiğini belirterek şunları ifade etti:

“Maksat kusurlu olanların hepsinin cezalandırılması. Bizim mücadelemiz kendimiz için değil. Bu saatten sonra bizim kaybettiğimiz canlar ya da benim oğlum geri gelmeyecek. Sadece bu işi yapanlar cezasız kalmasın ve diğerlerine örnek olsun. Ve başına gelmeyenler için…

Bütün insanların mücadele etmesi gerekiyor. Savaştan daha fazla insan ölüyor iş cinayetlerinde. Her sene kayıtlı 2 bin kişi ölüyor. Belki de bu sayı 2-3 bin. Bu sistem bu halde giderse iş cinayetleri artmaya devam edecek.”

“Sendikaların, emekten yana herkesin desteğine ihtiyacımız var”
Mücadelelerine destek veren hukukçu ve gönüllülerin olduğunu belirten Eroğlu, sendikaların ve emekten yana olan güçlerin de bu mücadeleyi sahiplenmesi gerektiğine vurgu yaparken şunları dile getirdi:

“Emek, sol, işçiler adına hareket eden diğer örgütlerin de bu mücadeleye destek vermesini beklerim. İlla ki oraya gelip bayrak açmak değil bu destek. İşçilerin yanında olmak ya da bunu başka yerlerde anlatmak da bir destektir. Bizler varız, sosyalist basın sesimizi duyurmaya çalışıyor. Çok fazlayız ama bugün bir avuç insan var burada.

Aslında örgütlenmeyle, insanlık adına bir şey hisseden herkesin örgütlenmesiyle bu mücadelede bir şeyler kazanılır.

Sendikacılara sitemde bulunayım. Hiçbir şey yapmadan bir şey öğrenilmiyor. Bütün sendikaların avukatları bir tane iş cinayeti davasına girmiş mi, müdahil olmuş mu? Bu alana girmeden bu alan öğrenilmez. Bu ailelerin yanında durmadan bu mücadele yapılmaz. Sendikaların, kendilerini emekten yana koyan herkesin desteğine ihtiyacımız var.”

28 Nisan’da salon toplantısı ve yürüyüş gerçekleştirilecek
28 Nisan’ın anma ve yas günü ilan edilmesi için change.org üzerinden imza kampanyalarını devam ettirdiklerini hatırlatan Eroğlu, bu mücadelenin ilk olarak Kanada’da başladığını ve bu günün 27-28 ülkede yas günü ilan edildiğini belirtti.

“Buradaki asıl amaç iş cinayetlerine vurgu yapmak, hayatını kaybeden canlarımızı anmak. Temel amaç burada iş cinayetlerine yüksek dikkat çekerek bugünü anma ve yas günü ilan ederek bunların olmaması adına ve kaybettiğimiz canları tamamen anmaya yönelik bir gün” diyen Eroğlu, Türkiye’nin iş cinayetleri sıralamasında ilki çekenler arasında yer aldığını vurgulayarak bunun önemine dikkat çekti.

28 Nisan Cumartesi günü 14.00-18.00 saatleri arasında Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde yapılacak salon toplantısının ardından saat 19.00’da Fransız Kültür Merkezi önünde buluşarak Galatasaray Meydanı’na yürüyüş gerçekleştireceklerini belirten Eroğlu son olarak şu çağrıyı yaptı:

“Bu yürüyüşe, bu salon toplantısına kendini emekten yana konumlandıran sol, sosyal demokrat, demokrat işçileri, emekçileri bütün halkımızı destek vermeye çağırıyorum. Çünkü bu mücadele sadece bizim mücadelemiz değil. Biz onların adına mücadele ediyoruz ve onların da buna sahip çıkmasını bekliyoruz.

Eğer ki onlar bizim yanımızda olur, sahip çıkarsa iş cinayetlerinin azalacağını ve bu mücadelede kendimizi daha güçlü hissedeceğimizi düşünüyorum.”