(5) Ankara'da kadın tekstil işçilerini anma etkinliği

İşçi Meclisi olarak Ankara’da, 29 Aralık 2005′de Bursa Özay Tekstil Fabrikası’nda yanarak ölen 5 kadın işçiyi anmak ve giderek ağırlaşan çalışma koşullarımızla ilgili konuşmak amacıyla bir etkinlik gerçekleştirdik. Etkinlik sürecini klasik bir anma etkinliği olarak değil de, farklı işkollarında çalışan özellikle kadın işçileri bir araya getirebilmek üzerinden örmeye çalıştık. Birilerinin konuşup birilerinin dinlediği bir tarzdan ziyade, herkesin katılımıyla zenginleşebilecek bir sohbetti amacımız.Dolayısıyla etkinliğimize katılan herkes hem evsahibi hem de misafirdi.
 
Son dönemde yaşanan İkitelli, Davutpaşa ve Ostim cinayetlerini de kapsayan kısa bir sunumdan sonra, Bursa’da yaşanan bu iş cinayeti üzerine çekilen ”İplik Hayatlar” adlı belgeseli, yönetmeni Kibar Dağlayan Yiğit’in de katılımıyla izledik.
 
 Ardından, film ve özellikle kadın işçilerin ağır ve gittikçe ağırlaşan çalışma koşulları üzerine bir sohbet kendiliğinden başlayıverdi. Hem filmde hem de etkinlik boyunca devam eden sohbette ortak düşünce, hepimizin ayrı ayrı yer veya zamanlarda yaşadığı ağır koşulların, aslında birbirinden hiç de farklı olmadığı idi. Ostim işçilerinin anlatımları, yönetmenin filmi çekerken yaşadığı deneyimler, taşeron bir sağlık şirketinde masa başı bir işte çalışırken, temizlik elemanı kadrosuna geçmeyi kabul etmediği için işten çıkartılan bir kadın işçinin paylaşımları, filmin bir ev kadınına yaşattığı farkındalıklardan çıkan ortak sonuç: bu cinayetlerin, ne ilk ne de son olacağı, var olan sistem içinde çözülemeyeceği idi. Hukuksal mücadele vermenin de gerekliliğini savunan bir üniversite öğrencisi arkadaşın katkısının ardından, ”iyileştirilen” iş kanunu ve şu an içinde bulunulan anayasa süreci ile ilgili değerlendirmeler yaptık.

Yaklaşık 3 saat süren etkinlikten bir dahaki buluşmamızın planlarını yaparak ayrıldık.

 

Film Üzerine: Beş işçi kadının iplikten hayatlarının filmi
(Basından-Sabah Gazetesi-20.06.2009)

 

Ayşe Denizdalan (16), Sadife Düşüş (16), Gülden Çiçek (21), Sevgi Sesli (32), Necla Özveren (27). Bu beş kadının yaşları parantez içinde belirttiğimiz rakamlarda kaldı, çünkü onlar 29 Aralık 2005′te hayatlarının son gece mesaisinde çalıştıkları tekstil atölyesinde yanarak öldü. Yargılama sürecinde bilirkişiler hazırladıkları raporda, birinci derecede sorumlu olarak işyerini gördüler. Çünkü yangınla ilgili hiçbir tedbir alınmamıştı, dedektörler ve yangın merdivenleri yoktu. Komiktir ki, ölen beş kadın işçi de yangından ikinci derecede sorumlu bulundu. Neyse ki avukatların itirazları sonucu karar düzeltildi. Peki, düzeldi de ne oldu? İşveren kusurlu bulundu, mahkeme 12 yıl cezaya hükmetti, sonra bu ceza 10 yıla düştü ve 10 yıl da 182 milyar TL para cezasına çevrildi. Beş kadının hayatı adam başı 36.4 milyar TL ediyordu. Hiç kimse tutuklanmadı. İplikten hayatları, İplik Hayatlar adıyla filmleştirilmeseydi, bunlardan pek çoğumuzun haberi olmayacaktı. Dört yıl önce yaşanan bu olay, İstanbul’dan bir kadının dikkatini çekti; hayatının bir döneminde tekstil işçiliği yapan, ortaokulu bıraktıktan sonra birçok işte çalışıp sinemaya gönül veren Kibar Dağlayan Yiğit’in (41). O günü şöyle anlatıyor: “O günkü manşet haberler, Bursa’daki fabrika yangınıydı. Başlıklar çok ilginçti. Hepsi hasarın büyüklüğüne vurgu yapıyordu ama beş kadın işçinin ölümü küçük bir ayrıntı olarak sunuluyordu.” Yiğit, kalkıp Bursa’ya gitmeye karar verdi. Niyeti, ne zamandır üzerinde çalıştığı ve işçi hayatlarını anlatan uzun metrajlı filmine bu olaydan bir bölüm koymaktı. Döndüğünde, Bursa yangınının belgeselini yapmayı ve adını da İplik Hayatlar koymayı aklına koydu.

Kameranın da bir silah olduğunu düşünüyor Kibar Dağlayan Yiğit: “Ama öldüren değil, yaşatan bir silah. Kamera kapitalizmin deşifre olmasında önemli bir araç.” Bir yıl içinde tamamladığı son filminin de ilk filminin de sponsoru bir lokantada aşçılık yapan kocası. Belgesel sinemayı ancak derdi, meselesi olan insanların yapacağını düşünüyor ve en çok da eski çalıştığı sektöre vefa borcunu ödemiş olmaktan mutlu: “Belgeselcilik, biraz da kendini anlatmaktır. Belgesel hobi değil, bir yaşam biçimidir. Dilim döndüğü müddetçe bunu yaşamak istiyorum.”

Devrimci Proletarya