Bağımsız Sen: Meslek Hastalıkları ve İş Cinayetleri Buluşması

Meslek Hastalıkları ve İş Cinayetleri Buluşmamız 12 Haziran Pazar günü gerçekleşti. Üye katılımımız beklentimizin altında kalsa da etkinliğimiz, sunumlar, içerik ve tartışmalar açısından hayli doyurucu ve bilgilendirici oldu.

Yaklaşık 80 kişinin katıldığı etkinlikte önce iş başmüfettişi Şeref Özcan, ardından meslek hastalıkları uzmanı doktor Kaan Karadağ konuyu detaylarıyla ortaya koyan birer sunum yaptı.

Hocalarımızın sunumlarının ardından yakınlarını iş cinayetlerinde kaybeden ve bir araya gelerek adalet mücadelesi veren ailelerden üç isim aldı sözü. 2008’de Davutpaşa patlamasında kardeşini kaybeden Hakkı Güleç, bir iş cinayetinde elektrik işçisi oğlunu kaybeden Erdinç Eroğlu ve başka bir iş cinayetinde sinema emekçisi kızını kaybeden Hacer Erdem hislerini, acılarını, yaslarını ve mücadelelerini anlattı. Daha sonra ailelere destek veren ve iş cinayetleri yıllıklarını hazırlayan destek grubundan Tuğçe ve Gürkan arkadaşlarımız faaliyetlerini anlattılar.
 
Şeref Özcan 
 
Meslek hastalıklarının önemli bir bölümü ‘tekrarlayan hareketler’ sonucunda oluşur.

Ülkemizde devlet meslek hastalıklarının kaydını tutmadığı için kağıt üzerinde meslek hastalıklarında dünyanın en iyi durumdaki ülkesiyiz.

İşverenler için meslek hastalığı çoğu zaman, iş kazasından daha maliyetlidir, çünkü işyerindeki bütün işçileri konu alan toplu bir maliyet söz konusudur. Örneğin bir işyerinde silikozis varsa, tedbir alınmamış demektir. Bu nettir.

İş kazası hiçbirimizin uzağında değildir.

Türkiye yasaları işverene neredeyse “kusursuz sorumluluk” verirken, işçiye büyük bir sorumluluk yükler.

Son dönemde bilirkişi raporlarında iddia edildiğinin aksine, işçiler açısından iş kazasından sakınmak çoğu zaman hiç de kolay değildir. Hakimlerde ve bilirkişilerde sanki işçiler çok güzel bir hayat içinde, ideal, huzur dolu bir işte, tepelerinde sürekli hızlı çalışma baskısı olmadan çalışıyorlarmış gibi bir yaklaşım var. Bu, olabilecek en hatalı bakıştır.

Bir işyerinde meslek hastalığı potansiyeli varsa, işveren gerekli önlemleri almadığı takdirde işçilerin kendilerini bu meslek hastalığına yakalanmaktan sakınmaları mümkün değildir.

Böyle bir can yakıcı sorunda, devlet eliyle denetim ve örgütlü işçilik tek çözüm gibi görünüyor.

Meslek hastalığı tanısı konduğu için ne yazık ki iş bulamayan arkadaşlarımız da oluyor. Bu da ülkemizdeki sistemin ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor.

Yangın ve elektrik tehlikesi her zaman, her işyerinde olması muhtemel bir kaza tipidir. Elektrik kaçağından ölümlerin çaresi çok basit, topraklama vs. gibi çok basit bir işlem yapıldığı takdirde bu ihtimali sıfıra indirmiş oluyorsunuz.

Kaan Karadağ

Meslek hastalığının teknik anlamdaki tanımı şudur: Belirli bir işkolunda çalışanlarda toplumun geneline göre daha fazla görülen hastalıklara meslek hastalığı denir.

İş kazaları ve meslek hastalıklarının yaygınlaşması ardındaki mantık şudur: Kapitalizm patronları sürekli kârlarını arttırmaya zorluyor. Patronlar da en kolayından işçi ücretlerinden ve işçi sağlığı önlemlerinden kırparak kârlarını arttırmaya yöneliyor.

Meslek hastalıkları insanda rahatsızlık yaratan bir etkene (toz, ağırlık kaldırma, gürültü, belli bir duruş vs.), insan vücudunun kendini iyileştirebilme sınırlarını zorlayan düzeyde maruz kalınması halinde ortaya çıkar.

Ülkemizde 100.000’i geçtiği tahmin edilen meslek hastalığı vakalarının resmi rakamlara göre 371 olarak açıklanması, “devede kulak” deyimine iyi bir örnektir.

Türkiye’de meslek hastalıklarını ancak çok ileri aşamasında tespit edebiliyoruz ve çok geç kalmış oluyoruz. Erken tespit hayat kurtarır. Önemli olan hastalık kişinin yaşam kalitesini bozmadan önce, erken tespit yedilmesidir. Etkin tedavi ve iş barışı için bu gereklidir.

Peki, ne yapmalı? Patronların işçinin sağlığını önemsemeyen kâr maksimizasyonu ilkesine karşı devlet müdahalesi gerekir, bunun oluşması için de mutlaka sendikalaşma ve bir aradalık gereklidir.

Kot kumlama işçilerinin mütevazi de olsa bir zafer kazandılar, bazı sosyal haklar elde ettiler. Fakat örgütlü olmadıkları için durumları meslek hastalığı olarak tanınmadı, sigortalı sayılmadılar ve yalnızca kendi ömürleri boyunca alacakları, ancak yakınlarına bırakamadıkları bir maaşa hak kazandılar.

Mesleki astım diye bir şey var, işte tıkanıyorsun, eve gidince açılıyorsun, vücut toparlıyor kendini. Her dokunun kendi kendini iyileştirebilme imkanı vardır, ancak iyileşmesi için gereken zamanı vermez, zarar yaratan etkene maruz kalmaya devam edersek limit aşılır ve hastalık başlar.

Bir insanın sağlığına zarar vermenin, mutlaka bir bedeli olmalıdır.

Soru cevap bölümünden satır başları

Maske vs. gibi kişisel koruyucuların kullanımı, eğitimi ve her şeyinin işveren sorumluluğunda olduğu son bilirkişi raporlarında bile son derece netleşmiştir.

Yargı muhakkak ‘işçiye az da olsa kusur yazın’ şeklinde bakıyor, bu sebeple bilirkişilere de o yönde bir yönlendirmede bulunmuş oluyor.

Bilirkişi olmak için sadece üç yıllık ‘deneyim’ şartı aranıyor ki burada deneyimden kastedilen de aktif deneyim değil. Bir konuda aldığınız diplomanın üzerinden üç yıl geçince bilirkişiliğe başvurabiliyorsunuz. O üç yıl boyunca o işi aktif olarak yapıp yapmadığınıza bakılmıyor. Şimdi bilirkişilerin UYAP’tan otomatik olarak atanması gündemde ve bu her şeyi daha da berbatlaştıracak.

İş müfettişlerinin de bir yerde eli kolu bağlanıyor. Zonguldak’taki pek çok madende ikinci Somalar olsa biz şaşırmayız, çünkü biliyoruz ki teknik olarak benzer riskler söz konusu ve umursanmıyor. Bir arkadaşımız bu tarz bir madenin çalışmasını durdurdu fakat sonra üst mahkeme bu kararı bozdu. Bunun üzerine şirket iş müfettişi arkadaşa dava açıp zararını ondan tahsil etmeye kalktı.

Bir işyerinde bir işçi meslek hastalığından öldü. Konuya ilişkin hiçbir uzmanlığı olmadığını anladığımız bilirkişi ‘bu hastalık meslek hastalığı olsa başkalarının da ölmesi gerekirdi’ anlamında bir rapor yazdı. Senin ikna olman için kaç kişinin ölmesi gerekiyor?

Sakarya’da bir otomobil fabrikası var, burada çalışan işçilerin hemen hepsi altı yıl sonra ciddi bir meslek hastalığı ile, yarı sakat bir şekilde fabrikadan ayrılıyorlar. İnsanları adeta öğüten bir fabrika…

İş kazası ve meslek hastalığı işveren için bir muhasebe meselesidir. İşveren söz konusu durumlarda ne kadar ödemek durumunda kalacağını hesaplar gerisini düşünmez.

İşçi sağlığı meselesi asla çözümsüz değildir. Meslek hastalıklarına yönelik çözüm şudur: Belli bir sınırın üzerinde maruz kalındığı takdirde hastalığa sebep olacak etkene yönelik önlem alınır ve bu görevde çalışan işçilere rotasyon uygulanır. Yani bir işçi söz konusu işi belli bir süreden daha fazla yapmaz, bir başkası ile onun yerine geçer. Sonra bir başkası da onun.