En Büyük Yolsuzluk Asgari Ücrettir... "Asgari"de Yaşayanlar - 8: Akbulut Ailesi

En Büyük Yolsuzluk Asgari Ücrettir...
"Asgari"de Yaşayanlar - 8: Akbulut Ailesi
 
Ön Not: Raporlarımız gerçek hayat hikâyelerine dayanmakta, yalnız işçilerin kişisel bilgileri -koruma amaçlı- olarak değiştirilmektedir…

 
1 Mayıs “birlik, dayanışma ve mücadele” günü; ülkemiz ve dünyadaki işçiler, emekçiler ve tüm ezilenler için kutlu olsun. Bu yılda 1 Mayıs ülkemizde ve tüm dünyada milyonlarca emekçinin katılımıyla kutlandı.
 
2016 yılının Nisan ayı da ülkemiz açısından türlü sıkıntılarla sona erdi. Bombalar patlamaya devam ediyor, Kilis İŞİD füzeleriyle vuruluyor, ülkenin bir bölümünde siyasal iktidarın savaş uygulamaları sürüyor. Yeni Anayasa, başkanlık sistemi ve milletvekilliği dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışmaları şiddetleniyor ve Mecliste kavgaya dönüşüyor. Meclis Başkanı “yeni anayasada laiklik maddesi olmamalı” diyor. Muhalefet partileri kendi iç sorunları ve ülkenin genel politik hızına ayak uyduramadıkları için ya AKP’nin kuyruğuna takılıyor ya da etkisizleşerek pasifleşiyor.
 
İşçiler emekçiler cephesinde değişen bir şey yok. Sömürü, işsizlik, iş cinayetleri almış başını gidiyor. Nisan ayında en az 168 ve yılın ilk dört ayında en az 586 işçi kardeşimiz “iş cinayetlerinde” hayatlarını kaybettiler. Ülkenin her yerinde, neredeyse her işkolunda milliyeti, cinsiyeti, mezhebi, yaşı ve tabiiyeti gözetilmeksizin katledildiler. İş cinayetlerinin asli sorumluları patronlar ve AKP hükümetidir.
 
AKP hükümetinin seçim vaatlerinden biri olan ve Başbakan Davutoğlu’nun geçen ay açıkladığı taşeronda çalışan tüm işçilerin kadroya alınacağı haberinin gerçek yüzü ortaya çıkmıştı. Özel Statülü Personel uygulaması biçimine dönüştürülen bu kadroya alma biçimi hayata geçirilecekti. İşçileri ağır şartlar karşılığında “kadrolu yapma” uygulaması son torba yasada yoktu. Meclisin bir dahaki çalışma dönemine yani aslında bu yılın sonuna ertelendi. Şimdilerde hükümetin gündeminde bu konuya ilişkin bir “yeterlilik” sınavı yapma durumu var. Yani taşeronda çalışan işçiler, Özel Statülü Personel olarak “kadroya geçmek” için sınavı geçmek zorunda. Oylar isteyip vaatleri sıralayanlar “dün dündür, bugün bugündür” diyerek işin içinden rahatça sıyrılıyorlar. 
 
Özel İstihdam Büroları, Kiralık İşçilik, Özel Statülü Personel uygulamaları sermayenin karına kar katan düzenlemeler olarak hayata geçiriliyor ve geçirilmeye devam edecek. Sermayenin taleplerine uygun bir “iş piyasası” yaratmaya devam eden siyasal iktidar, bir yandan da yaptığı zamlarla emekçilerin yoksullaşmasına, yaşam koşullarının kötüleşmesine uygun bir ortam yaratıyor. İşsizlik ve yoksulluk; ülkenin doğusunda uygulanan savaş politikalarıyla birlikte yaratılan “birlik beraberlik” vurgusuyla unutturulmaya çalışılıyor. Bu sahte atmosfer maalesef işçi sınıfını ve tüm toplumsal kesimleri zaman zamanda olsa etkisi altına alıyor.
 
Geniş emekçi kitleler; uygulanan baskı politikaları, sahte birlik mesajları ve ülkede patlayan bombaların yarattığı korku atmosferiyle sindirilmeye çalışılıyor. Bu duruma karşı emekçiler için geriye tek yol kalıyor. Sermayenin ve AKP iktidarının politikalarına karşı örgütlenmek. Bölge, milliyet, mezhep, cinsiyet ayrımı yapmadan ülkenin her yerinde her sektörde örgütlenmek. Daha insanca ve daha onurlu bir yaşam için. Ekonomik-demokratik taleplerini bir bütün olarak ifade eden bir örgütlenme anlayışı ile. Çünkü sermayenin tek korktuğu güç, gücünün farkına varan ve örgütlü biçimde haklarını talep eden işçi sınıfının gücüdür.
 
Asgari ücret mücadelesi tek başına bir gelir yükseltme sorunu değildir. İnsanca yaşayacak bir ücret mücadelesini de içine alan onurlu ve kardeşçe bir yaşamı yaratma mücadelesidir.
 
“Asgaride Yaşayanlar” çalışmamızda üç emekçi aile bulunmakta. Her ay birinin asgari yaşam şartlarına bakarak, onlarla birlikte bir değerlendirme yapmaya çalışıyoruz. Böylece “asgari geçim” için gerekli olan ücretin belirlenmesine de katkı sunmaya çalışıyoruz. Bu ay 2015 Ekim ve 2016 Ocak aylarında birlikte çalıştığımız Akbulut ailesinin verileriyle değerlendirme yapmaya çalışacağız. Akbulut ailesini hatırlayalım.
 
Akbulut Ailesi
Hüseyin Akbulut 44 yaşında. Bir üniversite hastanesinde taşeron işçi olarak çalışıyor. Eşi Bahar hanım özel bir şirkette mutfak ve yemek işlerine bakıyor. Aslen Sivaslı olan aile İstanbul Sultangazi’de kendi evlerinde yaşıyor. Lise ve ilköğretim seviyesinde öğrenim gören iki çocukları var. Son üç ay içinde yaşamlarında genel olarak değişen bir durum yok.
 
 
 
 
2016 yılı Nisan ayını Akbulut Ailesi 276 TL gelir-gider açığı ile tamamlayabilmiştir.

Öte yandan Akbulut ailesinin, 2015 Ekim, 2016 Ocak ve 2016 Nisan aylarını kapsayan üç dönemdeki verilerine dayanarak bir gider-gelir karşılaştırması yapıldığında aşağıdaki tablo ortaya çıkmaktır.
 
 
 
 
 
Bu verilere ve Hüseyin Akbulut’un anlattıklarına bakılarak şöyle kısa bir değerlendirme yapabiliriz.
 
1- Asgari ücretin artışı ailenin gelirlerine yansımıştır. Ancak buna rağmen 276 TL gelir-gider açığı verilmiştir. Bunun nedeni mal ve hizmetlere yapılan zamlar olarak ortaya çıkmaktadır.
 
2- Akbulut ailesinin giderlerinin üç aylık ortalaması alındığında 3701 TL ortaya çıkıyor. Gelirlerinin üç aylık ortalaması ise 3317 TL'dir. Ortalama gelir-gider açığı 384 TL'dir.
 
3- Hüseyin Akbulut taşeron işçi olarak çalışmakta olup; geleceği hakkında, kadrolu işçi olma ihtimali belirsizliğini korumaya devam etmektedir.
 
4- “Açlık Sınırı” olarak tüm çalışmalarda belirlenen yiyecek ve alkolsüz içecek kalemi her üç ayda da sendikalar ve akademik çalışmaların belirlediği miktarların yüzde 15 civarında altında kalmıştır. Bu konuda mutlaka daha kapsamlı bir araştırma yapılması zorunluluktur.
 
5-Asgari ücret için verilecek mücadele, “asgari bir yaşam”ı kurmak için verilecek bir mücadelenin parçası haline getirildiğinde anlamlı olacaktır. Onurlu bir yaşamın, güvenceli çalışma ortamının, herkesin işinin aşının olduğu huzurlu bir hayatın yaratılması mücadelesi.
 
6-Bu “asgari yaşam” mücadelesi; yoksulluğa, işsizliğe, sefalete karşı olduğu kadar savaşa, baskıya ve zulme karşı verildiğinde de anlam kazanacaktır. Çünkü yoksulluğun, işsizliğin, sefaletin adresi tüm ülke ve hedefi geniş emekçi kitlelerdir.
 
Hüseyin Akbulut’la yaptığımız sohbette şunları söylüyor: “Şu günlerde en büyük beklentim tüm taşeron işçiler gibi kadrolu olarak çalışmak. Ancak sizin anlattıklarınızdan ve basından duyduğum-okuduğum şeyler beni umutsuzluğa sürüklüyor. İş güvencesi 3 yıllık sözleşmelerle yok ediliyormuş, ücret artışı yokmuş yani taşeronda son aldığımız ücreti alacakmışız. Ayrıca kıdem tazminatından vazgeçecekmişiz. Yine de çoğu arkadaş bu durumu sineye çekmeye razı. Şu ana kadar bu şartlarla bile kadroya alınmamıza dair bir adım atılmadı. Bir de bir sınavdan söz ediliyor son günlerde, onu aşmakta şartmış.”
 
Ekliyor sonra da “çocuklar büyüyor, büyük bu yıl üniversite sınavına giriyor, küçük seneye lisede. Öyle bir ülkedeyiz ki çocuklarımın geleceği için kaygılıyım. Huzuru olan, barış içinde yaşayan; işsiz, aşsız, evsiz kimsenin olmadığı bir yaşam ve ülkeyi özlüyorum.”
 
Hüseyin’le çaylarımızı içiyoruz. Söylenecek konuşacak çok şey var. Ama biz susmayı tercih ediyoruz şimdilik. Vedalaşıyoruz…
 
İletişim
guvenlicalisma@gmail.com
0505 983 54 70 
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi