ASGARİ’de Yaşayanlar - 7 / Çınar Ailesi

2016 Mart Ayı / İşçi Aileleri Nasıl Geçiniyor?
ASGARİ’de Yaşayanlar - 6 / Çınar Ailesi

Ön Not: Raporlarımız gerçek hayat hikâyelerine dayanmakta, yalnız işçilerin kişisel bilgileri -koruma amaçlı- olarak değiştirilmektedir…


2016 yılının Mart ayı da ülkemiz açısından yine acılarla sona erdi. Bir yanda patlayan bombalar ve kaybedilen onca hayat, bir yanda ülkenin bir bölümünde savaş ortamı. Ülkenin doğusunda da batısında da halk sokağa çıkamaz hale geldi. Ölümler, yaralanmalar, göç ettirme ve yasak bir yaşam. Tüm özgürlüklere dönük baskı ve şiddet politikaları.

Bir yanda AB ile yapılan “kirli anlaşma” ile savaştan kaçan göçmenlerin ve diğer tüm mültecilerin Türkiye’ye geri getirilmesi ve karşılığında para ve kısa vadede Avrupa’da “serbest dolaşım” hakkı. Siyasal iktidar artık insan kaçakçılığını da yasallaştırmış oluyor böylece. Ülkemizde oluşturulacak toplama kamplarına en az 1 milyon mülteci yerleştirilmesi planlanıyor.

2016 yılının Mart ayında en az 157 işçi kardeşimiz iş cinayetlerinde hayatlarını kaybettiler. Düşerek, ezilerek, servislerde işe gidip gelirken, çarpılarak, kesilerek ve daha türlü korkunç biçimlerde. Failler, asli sorumlular ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. 301 madenci kardeşimizin asıl katili Soma Kömürleri şirketinin sahibi Alp Gürkan bir türlü sanık sandalyesine oturtulamıyor.

Asgari ücretin 1300 TL yapılmasının ardındaki gerçek yakında fiilen ortaya çıkacak. Vergi dilimi değişimiyle birlikte Eylül ayı itibariyle işçinin eline 1170 TL civarı net para geçecek. Yine siyasal iktidarın seçim vaatlerinden biri olan “taşeron işçilerin kadroya alınması” konusu Başbakanın “tüm taşeron işçiler kadroya alınacak” açıklamasıyla gündeme yeniden geldi. Ama işin aslı Maliye Bakanı’nın açıklamalarıyla ortaya çıktı. AKP hükümeti işçi sınıfını bir kez daha kandırmaya çalışıyordu. Maliye Bakanı’nın taşeron işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili sözlerini-şartlarını sıralayalım.

1- “Özel Sözleşmeli Personel” adı altında yeni bir çalışma statüsü oluşturuluyor. Taşeronda çalışıp kadroya alınacak niteliğe sahip işçiler bu statüde kadroya alınacaklar.

2- Bir taşeron işçinin bu statüde kadroya alınabilmesi için en az bir yıldır kesintisiz olarak taşeronda çalışıyor olması zorunlu.

3- O güne kadar taşeronda çalıştığı süre kıdemine sayılacak. Ancak o sürenin kıdem tazminatından vazgeçtiğine dair imza verecek.

4- Üç yıllık sözleşme süreleriyle çalışacak. Yani üç yılsonunda işten çıkarılabilecek. Güvencesizlik aynen devam edecek.

5- Aldığı ücret, taşeronda çalışırken aldığı ücretin aynı olacak. Yani kendisiyle aynı işi yapan kadrolu işçiden farklı ücret alacak.    

Görüldüğü üzere değişen pek bir şey yok. Ücretler aynı, güvence üç yılla sınırlı ve kıdem tazminatı yok ediliyor. Asıl önemli olansa ismi değişmiş olsa da yeni bir taşeron uygulaması olarak Özel Sözleşmeli Personel uygulaması hayata geçiriliyor. İşçi sınıfına “yedirilmeye” çalışan bu politika son derece ölümcül bir zehir gibi adeta.

Sermayenin taleplerine uygun bir “iş piyasası” oluşturmaya devam eden AKP iktidarı bir yandan da zamlarla birlikte işçi sınıfının yoksullaşmasına ve yaşam koşullarının zorlaşmasına uygun zemin hazırlamaya da devam ediyor. İşsizlik, yoksulluk; ülkenin doğusunda uygulanan savaş politikalarıyla birlikte “suni” bir şekilde yaratılan “milliyetçi” duyguların yükseltilmesiyle unutturulmaya çalışılıyor. Zaman zaman bu konuda başarılı da oluyor.

Geniş emekçi kitlelerin; ülkenin neresinde olursa olsun, hangi sektörlerde çalışırsa çalışsınlar, hangi milliyetten ya da mezhepten olurlarsa olsunlar bu gidişata karşı tavırları, ülkenin geleceği asıl belirleyici olacaktır.

İşçi sınıfının 2016 yılı 1 Mayıs’ı öncesi örgütlü olarak sesini yükseltmesi; “savaşa hayır”, “yaşasın işçilerin kardeşliği”, “ekmek, özgürlük, iş, barış” talepleri ekseninde mücadele hattını belirleyebilmesi, siyasal iktidarın tüm ülkede farklı biçimlerde uyguladığı fiziki ve düşünsel şiddeti parçalayacak tek güç durumundadır. Önemli olan işçi sınıfının bu durumu fark etmesidir. Çünkü sermaye ve siyasal iktidar bunun farkındadır ve çekindiği tek güç budur.

Asgari ücret mücadelesi tek başına bir gelir sorunu-mücadelesi değildir. İnsanca yaşam şartlarının yani, işi olan, aşı olan, huzuru olan, onurlu ve kardeşçe bir yaşamı oluşturma mücadelesidir.

“Asgaride Yaşayanlar” çalışmamızda üç emekçi ailesi bulunmakta. Her ay birisinin yaşam şartlarına bakarak, onlarla birlikte bir değerlendirme yapmaya çalışıyoruz. Eksiğiyle gediğiyle emekçilerin “asgari geçim”leri için gerekli olan gelirin-ücretin belirlenmesine de bir katkı yapmaya çalışıyoruz. Bu ay 2015’in Eylül ayında tanıştığımız ve 2015’in Aralık ayında tekrar görüştüğümüz ÇINAR ailesinin verileriyle değerlendirme yapmaya çalışacağız. Çınar ailesini hatırlayalım.

ÇINAR AİLESİ

Mehmet Çınar 37 yaşında. Evli, 8-11-13 yaşlarında ilköğretim seviyesinde öğrenim gören üç çocuğu var. Eşi ev hanımı. Yaşlı ve engelli annesiyle birlikte 6 kişilik bir ailenin üyesi. İstanbul Pendik’te yaşıyor. Aslen Amasyalı.

Son iki ay içerisinde Mehmet Çınar’ın hayatında temel bir değişiklik oldu. Yılbaşı itibariyle arıza-bakım teknisyeni olarak çalıştığı otelden ayrılmak zorunda kaldı. Otelin sahipleri değişti. Yeni sahipleri Suriyeli ve işçilere zam yapmak istemediler ve isteyenleri tazminatlarını vererek işten çıkardılar. Yerlerine maliyetleri daha ucuz olan ya da kaçak olarak çalıştırmak üzere Suriyeli göçmenleri çalıştıracaklarını bize Mehmet’in anlattıkları düşündürüyor. Mehmet şimdi üç akrabasıyla birlikte yine Pendik tarafında bir hastanenin yakınlarında bir börekçi dükkânı açtı. Orada yine ücretli gibi çalışıyor. Teknik işleri yapıyor. Bazen de garsonluk yapıyor.

Çınar Ailesinin MART ayı giderleri şu şekildedir.


Şimdi de ÇINAR ailesinin Mart ayı gelirlerine bakalım.


Çınar ailesi 2016 Mart ayını 87 TL gelir-gider açığıyla tamamlamıştır.

Şimdi ÇINAR ailesinin üç dönemdeki verilerine dayanarak bir gelir-gider karşılaştırması yapalım. 2015 Eylül, 2015 Aralık, 2016 Mart ayları gider ve gelir karşılaştırmasını aşağıdaki gibi oluştu.                     

 
 

Ortaya çıkan verilerin ışığında şöyle kısa bir değerlendirme yapabiliriz.

1- Çınar ailesinin giderlerinin üç aylık ortalaması alındığında ortaya çıkan rakam 3658 TL dir. Gelirlerinin üç aylık ortalaması ise 3446 TL’dir. Ortalama gelir-gider açığı 222 TL’dir. Tek tek her aya ve üç ayın ortalamasına bakıldığında giderler gelirlerden yüzde 6 ila yüzde 9 arası fazladır.

2- Mehmet Çınar iş değiştirmek zorunda kalmıştır. Her ne kadar kıdem tazminatını alarak işten ayrılsa bile, anlattıkları “göçmen işçiler” konusunda ve güvencesizliğin göçmen işçiler boyutunun da detaylı araştırılması gereğini gözler önüne sermiştir.

Mehmet her ne kadar açılan börekçi dükkânının yüzde 25 ortağı bile olsa, günde ortalama 14 saat çalışarak ayda 1750 TL alabilmektedir.

3- Mehmet’in ücretinde 106 TL ve devletten gelen yardımda 100 TL engelli annesine ve 50 TL bakım parası olarak eşine verilen parada artış olmuştur. Toplam 256 TL gelir artışına rağmen 2016 Mart ayında 87 TL gelir-gider açığı vermiştir aile.


4- Yapılan tüm istatistiki çalışmalarda “açlık sınırı” olarak belirlenen yiyecek ve alkolsüz içecek kalemi, aileyle her üç ayda yapılan çalışmada da sendikalar ve akademinin belirlediği miktarların yüzde 15 civarında altında kalmıştır. Bu dikkate değer veri mutlaka incelenmelidir. “Açlık Sınırı” kavramı ve bu kavramı oluşturan kalemler yeniden değerlendirilmelidir.

5- Asgari ücretin artmasının etkisi gelir olarak ÇINAR ailesine yansımıştır. Engelli annesinin aldığı para ve eşinin aldığı bakım parası da azda olsa artmıştır. Ancak yapılan zamlar hayat koşullarını zorlaştırmış ve ailenin gider-gelir açığı devam etmiştir.

6- Tekrar hatırlanması gereken konu, asgari ücrete yetersizce olsa bile yapılan zam işçi sınıfının mücadelesiyle ve var olan gücüyle kazanılmıştır. İşte bu kazanımı anlamlı kılmanın yolu asgari ücret mücadelesini “ASGARİ YAŞAM” mücadelesinin bir parçası yapmakla anlam kazanacaktır.

7- Bu “asgari yaşam” mücadelesi; yoksulluğa, işsizliğe, sefalete olduğu kadar savaşa, baskıya ve ayrımcılığa karşı da verildiğinde anlam kazanacaktır. Çünkü yoksulluğun, sefaletin, baskının coğrafyası tüm ülke ve hedefi emekçi halk kitleleridir.

Mehmet Çınar’la yaptığımız sohbette şunlara değiniyor; “İşten mecburen ayrıldım. Suriyeli patronlar zaten bizi istemiyorlardı. Şimdi neredeyse karın tokluğuna göçmen Suriyelileri çalıştırıyorlar. Neyse ki sorunsuz kıdem tazminatını aldım. Bu börekçi dükkânı işine 4 akraba ortak olarak girdik. İyi mi ettik, kötü mü bilmiyorum. Hepimiz vardiyalı olarak 14’er saat çalışıyoruz. Dükkânda ne iş olsa hepimiz yapıyoruz. Teknik işleri ben yapıyorum. Ama garsonlukta yapıyorum temizlikte. Başka çare yok” diyor.

Bir de deyip ekliyor “Bombalar patlıyor her yerde, artık ülkenin batısı da güvenli değil. Belki de öyle hissetmemiz isteniyor. Ülkemde bombalar patlamasın, kentler yakılıp yıkılmasın, huzurlu bir şekilde herkes evinde köyünde yaşayabilsin. Tabi herkesin işi ve aşı olsun, nasıl geçineceğim diye düşünmesin kimse. İşsizliğin, yoksulluğun, savaşın olmadığı yerde huzur olur. Mutlulukta zaten nedir ki? Çocuklarım ve herkesin çocukları için umudumuz olsun istiyorum” diyor…

Ne diyelim Mehmet kardeşim. Bir büyük ustanın dizeleriyle bitirelim biz de o zaman…

işler atom reaktörleri işler
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken hiç umut yok mu
umut umut umut… umut insanda.

İletişim
guvenlicalisma@gmail.com
0505 983 54 70 
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi