İşçi sağlığı ve çalışma güvenliği için mücadeleye!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “İş Sağlığı ve Güvenliği” yasa tasarısına son şeklini verdi. 

Bu yasa nereden icap etti? Burjuvazi ve devleti, insafa gelip korkunç biçimde tahrip ve yok ettiği işçilerin sağlığını ve can güvenliğini mi düşünmeye başladı? 

Tabii ki hayır. 

Yasa tasarısının başlığı bile, hangi sınıfın hangi sınıfa karşı “sağlığı ve güvenliği”nin düşünüldüğünü ortaya koyuyor: “İşçi sağlığı ve güvenliği” bile değil, “İş sağlığı ve güvenliği”! Burjuvazi ve devleti için, işçi sağlığı diye bir şey yoktur. Sadece sermayenin karlarının sağlığı ve güvenliği vardır. İşçiler ise olsa olsa bir üretim faktörüdür. 

Tamamen sermaye çıkarlarına uyarlanmış yasa tasarısının başlıca nedenleri şunlardır: 

1- Türkiye kapitalizminde özellikle de son yıllarda çok yoğunlaşan iş cinayetleri, iş katliamları, bilimum iş “kazaları” ve bu nedenle işin durması, sermayenin bile maliyet ve zararlarını artıran bir düzeye ulaşmıştır. Türkiye’de iş cinayetlerinde resmi istatistiklere göre günde 3 işçi ölmekte, 5 işçi sakat kalmaktadır. Meslek hastalıklarında ölen ve kronik hastalıklarla çalışamaz hale gelen işçilerin sayısının bunun iki katı olduğu tahmin edilmektedir. Burjuvazi ise karlarını artırıp maliyetlerini düşürmek için parçaladığı işçilere değil, iş “kazaları”nda kaybettiği sermayeye veya sömürüsünün kesintiye uğramasına üzülmektedir. Bu yüzden yasa tasarısının başlığı da “işçi sağlığı” değil “iş sağlığı”dır.
 
2- “İşçi sağlığı ve çalışma güvenliği” değil fakat “iş sağlığı ve güvenliği” küresel tekelci sermaye birikim alanının gelişmesi, bir dizi geri kapitalist ülkenin orta, orta-ileri gelişmiş kapitalizme geçiş yapması ile, başlıbaşına dev çaplı bir azami kar sektörü haline gelmiştir. Küresel tekelci “iş sağlığı ve güvenliği” tekelleri, son uluslar arası sempozyum ve fuarlarını boşuna Türkiye’de yapmadılar! Söz konusu yasa, Türkiye’den ve dünyadan sağlık ve iş güvenlik tekellerine dev çaplı bir azami kar piyasası açmaktadır.
 
3- Türkiye kapitalizmi, emperyalist kapitalizmin alt bölge merkezi olarak örgütlenmektedir. Küresel tekeller, Türkiye’deki şube ya da ortaklıklarını bölgesel yönetim ve organizyon merkezi olarak yeniden düzenlemekte, çok sayıda küresel tekel de Türkiye’ye bölgesel yönetim ve dağıtım merkezi kurmaya hazırlanmaktadır. Küresel tekellerden sonra küresel sendikalar, AB sendikaları, STK’lar da Türkiye’ye akın etmeye başlamışlar, çeşitli sempozyum ve organizasyonlar gerçekleştirmeye başlamışlardır. Küresel tekeller hem Türkiye’deki bölge merkezi olarak sermaye güvenlikleri hem de “marka ve imaj değerleri” için asgari bir “iş sağlığı ve güvenliği” standartını şart koşmaktadırlar. 

4- Türkiye kapitalizmin emek tahribatı ve kıyıcılığı akıl almaz boyutlardadır. Sermayenin işyerlerindeki terörü, işçileri 30′lu yaşlara bile gelmeden ıskartaya çıkarmaktadır. Çoğu kapitalist şirket, çalışma temposuna dayanamaz hale geldikleri için 30 yaş üstü işçileri atmakta ve 30 yaş üstü işçileri işe almamaktadır. Kırsal nüfusun yüzde 30′ların altına inmiş olması, emeğin tahrip edilme hızının, kırdan “taze kan”la telafi edilmesinin de bir sınıra dayanmaya başladığını göstermektedir. Erdoğan’ın “3 çocuk” teşvik ve ısrarının bir boyutu da işte budur: Türkiye kapitalizminin ve küresel tekelci kapitalizminin emek tahribatı hızına genç ve taze kan yetiştirme ihtiyacı! İşte bu yüzden yasa tasarısı, emeği hem daha derin hem de daha uzun süre sömürülebilir kılmaya dönüktür. Sermayenin emek üzerindeki sömürüsünü ve terörünü hafifletmeye değil sürdürelibilir ve büyütülebilir kılmaya dönüktür. 

5- Burjuvazinin iş cinayetleri, iş katliamları, iş terörü, burjuva devletin bunları denetlemek bir yana teşvik etmesi, işçi sınıfının tepki ve hoşnutsuzluğunu artıran, bugün alt düzeyde de olsa gelişmekte olan bir sınıf mücadelesi dinamiğidir. Neoliberal jargonda “sosyal içerme politikası” denilen, neoliberal işçi siyaseti ve neoliberal demokrasi, işçi sınıfının en yakıcı mücadele istem, gereksinme ve özlemlerini tamponlayıp sisteme içerme ve bağlama üzerine kuruludur. İşçilerin neoliberal işçi siyaseti ve neoliberal demokrasi ile “kapitalizmin kendi kendini düzelteceği” burjuva hayallerini besleme ve böylelikle daha derin bir köleliğe rıza göstermelerini sağlama üzerine kuruludur. 

Yasa tasarısı, burjuvazi ve neoliberal burjuva demokrasisinin, “herkesin (hem sermayenin hem de işçilerin!!!) çıkarına”ymış gibi gösterdiği, ancak gerçekte tamamen sermayenin stratejik ve taktik çıkarına göre, işçi sınıfı üzerinde sermayenin yeni bir zinciri ve boyunduruğudur. İşçi sağlığı ve çalışma güvenliği ile sermayenin “iş sağlığı ve güvenliği” birbirinden tamamen ayrı ve karşıt şeylerdir. Emeğin burjuvaziye karşı proleter öz ve fiili korunması mücadelesi ile burjuvazi için burjuva biçimsel ve dolaylı, burjuvaziye daha fazla köleleştirici sözde korunması, birbirinden tamamen ayrı ve karşıt şeylerdir. Yasa tasarısı, işçilerin sağlığı ve çalışma güvenliğinde, çalışma koşullarında hiçbir gerçek düzelme getirmeyecek, sadece köleliklerini perçinleyecektir. 

Komünistler yasa tasarısının işçiler içinde, en enerjik teşhirini yapmalıdır. Ancak liberal reformist “yetmez ama evet”cilikle olduğu gibi, geleneksel dar “hayır”cılıkla da sınırlar çekilerek, sınıfa karşı bağımsız sınıf, kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesi ekseninden işçi sınıfının emeğin korunması ve işçi sağlığı ve çalışma güvenliği mücadelesinin somut program, politika ve mücadele talepleri ortaya konmalıdır. Çünkü -Türkiye burjuvazisi ve devletinin geri ve güdük neoliberal demokrasisinin bir yanda ezilen ulustan, ezilen cinsten, ezilen mezhepten … kitlelerde beklentilerle birlikte hayal kırıklığını ve siyasal-toplumsal sarsıntıları artırması gibi- neoliberal “sosyal içerme”ci işçi siyaseti de, işçi kitlelerinde sistemden beklentiler ile birlikte hayal kırıklığını da artıracak, neoliberal demokrasi ve neoliberal işçi siyasetinin kendileri için işe yaramazlığı, kendileri için değil sermaye ve sömürüsü için olduğunu, kendileri için yeni bir boyunduruktan başka bir şey olmadığını öz deneyimleriyle görmesini sağlayacaktır. Sermayenin kendi karları ve egemenliğinin sağlığı ve güvenliği için yaptığı bu neoliberal “iş sağlığı ve güvenliği” organizasyonu, diğer taraftan konunun geniş işçi kitleleri içinde gündemleşmesini sağlayacak, işçilerin işçi sağlığı ve çalışma güvenliği konusundaki ilgi ve özlemlerinin de canlanmasının bir dinamiği olacaktır. 

Komünistler ve sınıf bilinçli işçiler, işçi kitlelerinin burjuvazinin neoliberal işçi siyaseti ve yasa tasarıları (taşeronluk sisteminde burjuvazinin vaatettiği “iyileştirmeler” de bunlar arasındadır) konusunda hiçbir beklenti ve hayale kapılmadan, bu yasa tasarısı ve düzenlemeleri de, işçi sınıfının burjuvazinin sınıf egemenliğine karşı bağımsız sosyalist bilinç, örgütlenme ve mücadelesini ilerletmenin bir aracına dönüştürmelidir. 


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “İş Sağlığı ve Güvenliği” yasa tasarısına son şeklini verdi. Buna göre Bakanlık, 1 ve 9 kişi arası işçi çalıştıran 1 milyon 189 bin 531 işletmede bundan böyle iş sağlığı ve güvenliğini kendi sağlayacak. 10 ve 10′un üzerinde işçi çalıştıran işletmeler içerisinde yer alan Alışveriş Merkezleri (AVM) ve Organize Sanayi Bölgeleri’nde (OSB) ise ortak sağlık ve güvenlik birimleri oluşturulacak. İş hanlarında da iş hanı yönetiminin koordinasyonunda sağlık ve güvenlik birimleri oluşturulacak.
 
ANKA’nın edindiği bilgiye göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı “İş Sağlığı ve Güvenliği” yasa tasarısına son şeklini verdi. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde hazırlanan Yasa kapsamında, iş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı görevlendirme veya hizmet alımı yükümlülüğünde aranan 50 işçi çalıştırma şartı kaldırılırken, 10′un altında 1-9 arası işçi çalıştıran işletmelerde iş sağlığı ve güvenliği denetimini Bakanlık kendisi yapacak. Buna göre, Türkiye’de Ağustos 2011 rakamlarıyla 1-9 arası işçi çalıştıran 1 milyon 189 bin 531 işletmede çalışan işçinin sağlığı Bakanlık güvencesi altında olacak. Bu Türkiye’de sigortalı işçi çalıştıran işletmelerin yüzde 85.3′ünde Bakanlığın işçi sağlığı konusunda doğrudan sorumlu olacağı anlamına geliyor.
 
AVM VE OSB’LERDE “ORTAK SAĞLIK VE GÜVENLİK BİRİMLERİ” OLUŞTURULACAK
 
Çalışma Bakanlığı’nın hazırladığı “İş Sağlığı ve Güvenliği” yasa tasarısı kapsamında 10 ve 10′un üzerinde işçi çalıştıran AVM’ler ve OSB’lerde ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin oluşturulması sağlanacak. Bakanlık, iş hanlarında ise iş hanı yönetimlerinin koordinasyonunda yine sağlık ve güvenlik birimleri oluşturulmasını zorunlu tutacak.
 Taslak kapsamında, bir iş yerinin birden fazla işveren tarafından kullanılması halinde işverenler, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin belirlenmesini ve uygulanmasını iş birliği içinde yapacak.
 
8 BİN UZMANA AF
 
Bakanlık, taslakta yer verdiği Ek geçici 5. madde kapsamında, işyeri hekimi ve işyeri uzmanı sayısının yetersiz olması nedeniyle daha önceden geçersiz saydığı Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından 2003 ve sonrasında verilen işyeri hekimliği sertifikalarını ve TMMOB’a bağlı Odalar tarafından verilen iş güvenliği belgelerini geçerli olarak kabul edecek. Buna göre, 2003 sonrasında TTB tarafından verilen 3 bin işyeri hekimliği sertifikası ile TMMOB tarafından verilen 5 bin iş güvenliği belgesi geçerli sayılacak. Bakanlık, böylece 8 bin kişiyi iş sağlığı ve güvenliği kapsamında görevlendirme imkanı bulacak.
 
Taslakla ayrıca daha önce kurulan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’ne yasal çerçeve kazandırılması planlanıyor.
 
Edinilen bilgiye göre “İş Sağlığı ve Güvenliği” yasa taslağı 18 Kasım Cuma günü Bakanlar Kurulu’na sunulacak.