İş kazalarında karanlık tablo

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi istatistiklerine göre, 2011 ocak-eylül ayları arasında Türkiye genelinde yaşanan iş kazalarında 396 işçi yaşamını yitirirken, 2 bin 453 işçi ise yaralandı.
 
Çalışma yaşamını düzenleyen yasal eksiklik ve boşluklardan kaynaklı taşeron sistem, sağlıksız çalışma koşulları, güvenlik eksiklikleri gibi pek çok nedenden ötürü her gün meydana gelen iş kazaları sonucu yaşanan ölüm ve yaralanma olayları, Türkiye’yi işçi ve emekçiler açısından bir “çalışma cehennemine” dönüşüyor. Çeşitli sektörlerde meydana gelen iş kazaları ve sonuçlarını istatistik halinde her ay raporlaştıran İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin son 9 aya ilişkin toparladığını rakamlar da bu durumu kanıtlıyor. Yapılan istatistiklere göre, 50 bin işyeri denetimine bir iş müfettişinin düştüğü Türkiye’de 2011 yılının ocak-eylül ayları arasında meydana gelen iş kazaları sonucunda 396 işçi yaşamını yitirirken, 2 bin 453 işçi ise yaralandı.
 
Söz konusu bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere işçi ve işçi örgütlerinin çalışma yaşamındaki mevcut bu durum karşısında harekete geçirilip, gerekli yasal ve fiili düzenlemeleri yapması konusunda çağrıda bulunduğu hükümet cephesinden ise bu tabloya ilişkin bir adım atılmak yerine bütün suç çalışanlara yıkılıyor. Konunun uzmanlarına göre, yüzde 98’i birkaç basit değişiklikle engellenebilir olan “iş cinayetleri” konusunda sorumluluk almaktan kaçınan Hükümetin Devlet Bakanı Faruk Çelik, Şubat ayında Ankara OSTİM’de iki iş yerinde 20 işçinin hayatını kaybettiği 52 işçinin de yaralandığı kaza sonrası “İşçiler şikayet etmedi” ifadeleri ile açıklamıştı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ise yine “Biz yapısal ve teknolojik tedbirleri alsak bile, eğer insanlar kendi hayatlarını önemsemiyorlarsa bu çok büyük bir zafiyettir” diye işçileri suçlamıştı.
 
EYLÜL AYINDA İŞ CİNAYETİ REKORU DA KIRILDI
 
Cinayete varan iş kazaları, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) verileri üzerinden Türkiye ekonomisinin 2. çeyrekte yüzde 8.8 büyüme kaydettiğine ilişkin rakamları ortaya koyduğu, eylül ayında rekor bir düzeyle istatistikler arasında öne çıktı. Hükümetin açıklanan büyüme rakamları ile birlikte “Ekonomi tıkırında” söylemini her platformda dillendirdiği ay içerisinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre, iş kazaları 56 işçi ölümü, 686 yaralanma ile son 9 ayın en yüksek rakamına ulaştı.
 
EN FAZLA İŞ KAZALARI SANAYİ HAVZALARINDA
 
Rapora göre, özellikle İstanbul, Kocaeli, Zonguldak, İzmir, Ankara, Adana, Eskişehir, Tekirdağ, Malatya, Bursa, Konya ve Maraş gibi sanayinin yoğun olduğu illerde yoğunlaştığı görülen iş kazaları, daha çok tersaneler, maden, inşaat, enerji, metal, çimento, mevsimlik tarım, tekstil ve deri gibi iş kollarında meydana geldi. Uygunsuz şartlarda ağır çalışma koşulları altında bu sektörlerde çalışmak zorunda kalan işçiler, yüksekten düşme, ezilme, zehirlenme, yanma ya da mevsimlik işçilikte sık görüldüğü gibi trafik kazası geçirerek ya hayatlarından oldu ya da yaralandı.
 
KAZALARIN SEBEBİ MALİYET YÜZÜNDEN ÖNLEM ALINMAMASI
 
İstanbul İşçi sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Üyesi Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Bilim Dalı Endüstri İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Berna Güler Müftüoğlu, rekabet üzerine kurulu piyasa sisteminde işverenin, maliyeti en aza indirmek için işçinin iş güvenliğini önemsemediğini söyledi. Esnek istihdam, az sayıda işçiyle çok iş çıkarmak, uzun çalışma süreleri sonucu oluşan iş kazalarında ölüm ve yaralanmaların önünün açıldığını ifade eden Müftüoğlu, “1980 sonrası gelişen Neoliberal politikalar sonucu bir dünya ekonomisi ile birlikte hem dünyada hem Türkiye’de her devlet her işletme rekabet içine girdi. Piyasa sistemi gereğince rekabet içinde olan devletler ve şirketler maliyeti minimalize etmek adına iş güvenliğine dair hiçbir bir şey yapmıyor” dedi.
 
Türkiye genelinde sendikal örgütlülüğün yüzde 5 civarında olduğuna dikkat çekerek çalışma hayatı içerisindeki bütün bu sorunlar karşısında farkındalık yaratılması gerektiğinin altını çizen Müftüoğlu, her türlü örgütlü bileşkenin harekete geçip, işçi sağlığı ve iş güvenliği için mücadele etmesi gerektiğini kaydetti. Müftüoğlu, “Aksi takdirde gelişen bir tepkisizliğin yavaş yavaş kazanılmış haklarında kaybına yol açacağı” uyarısında bulundu. Bu nedenle de güçlü örgütlenme kanalları oluşturmak gerektiğini belirten Müftüoğlu, “Şayet bu konuda güçlü bir baskı mekanizması oluşturulamaz ise, ‘sosyal hak’ denen bir şeyimiz kalmayacak” diye konuştu.