Soruşturma, küfre sessiz kalan rektörlüğe verildi

Yrd. Doç. Rana Gürbüz Toros Üniversitesi (TÜ), İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi (İİBSF) İktisat Bölümünde çalışırken yaşadığı küfür olayı sonra yaşadıklarını yazdı 

 
Bir yıl önce Toros Üniversitesi (TÜ), İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi (İİBSF), İktisat Bölüm Başkanının teklifi üzerine “demokratik”, “öğrenci dostu” ve “kent dostu” olarak bilinen üniversitenin İktisat Bölümünde Yrd. Doç. Dr. olarak çalışmaya başladım. Bir yıl sonra mezun verecek olan İktisat Bölümünde akademik ve bilimsel açıdan uyumlu bir ekip olarak bölüm ve servis derslerini vermenin yanı sıra bilimsel çalışmalarımızı sürdürdük, Üniversitede bilimsel etkinlikler gerçekleştirdik. Bölüm Başkanının başka bir üniversiteye geçmesi ile birlikte bölüm başkanlığına vekaleten atandım.
Kurumsal bir kimliğin oluşması, akademik faaliyetlerin mevzuata uygun olarak yürütülmesi (örneğin bölüm derslerinin belirlenmesi, bunları verecek öğretim elemanlarının görevlendirilmesi için bölüm kurulu kararları alınması ve uygulanması gibi), keyfilikten kaçınılması için çaba harcadım. Bu düşünüş biçimi dekanlık yönetimini rahatsız etti; kendisine biat eden, sunulan ihsan ile yetinilmesi gerektiğini hissettiren davranışlara başvuruldu. Öyle ki fakültenin senato temsilciliğine oyçokluğu ile seçilmem dekan tarafından kabul edilemez bulunup, bana oy veren kadın öğretim üyeleri odalarında azarlandı. Bu öfkeli tutum koridorda odası bulunan pek çok öğretim elemanınca da fark edildi. Kurumsallaşma yönündeki çabalar, senato üyeliğine kendisine rağmen seçilmiş olmam, kentte Berkin Elvan’ın ölümünü protesto eden etkinliklere katılmam ile birlikte dekan için artık “birlikte çalışılmaması” gereken eleman olmam için yeterli olmuştu. Bunu ben ve diğer iş sözleşmeleri uzatılmayan arkadaşlarımız her geçen gün daha iyi hissetmeye başladık.

HER YOL DENENDİ

Önce İktisat Bölümünün para kazandırmadığı için kapatılması gerektiğini ileri sürdü. Oysa vakıf üniversiteleri birer kar elde edilen işletmeler olmayıp kamu hizmeti gören kurumlardır. Öğretim elemanları çalışma esasları açısından, üniversite de eğitim öğretim açısından 2547 sayılı yasaya tabidir. Ama akademik bakıştan çok işletmeci bakışı ile fakülte yönetmeye kalkan dekan için bunların bir anlamı yoktu. Onun için, kendisini dekan olarak atamaktan rahatsız olan, bunu sıkça dile getiren üniversite yönetiminin gözüne girmek, varlığını meşrulaştırmak önemli idi. İstediği türden rahatça hareket edebilmesi için de ihsanı ile yetinmeyen, kurumsallaşmak isteyen ve akademik gerekliliklere uygun hareket etmek isteyen, 2547 sayılı yasanın gereklerini yerine getirmek isteyen ve bu nedenle biat etmeyen öğretim elemanlarından kurtulmak gerekiyordu. Ne yapıldı? Baskıcı ve otoriter yönetim tarzını benimseyen yönetim, düşüncesini hayata geçirmek için dönem boyunca artan ölçüde cinsiyet, etnik köken, mezhep ayrımcılığı yapmaya başladı. Özellikle kadın öğretim elemanları zayıf, denetlenebilir, hükmedilebilir insan olarak algılanarak kendisine kayıtsız şartsız itaat etmeye zorlanmış; kurumsal işleyiş yerine keyfi bir yönetimin parçası olmaları istenmiş, fakülte kurulları kadın akademisyenlerin özel hayatlarının konuşulduğu toplantılara dönüşmeye başlamıştır. Denetim, kontrol adı altında özellikle kadın öğretim elemanlarının kapıları dinlenilmiş, akademik ilkelerden son derece uzak bu gayri ciddi yönetim anlayışına itiraz eden ve boyun eğmeyen öğretim elemanları iş sözleşmelerinin yenilenmeyeceği söylemi ile tehdit edilmiş; iş sözleşmelerinin uzatılmaması için akademik olmayan, hukuk dışı, etik dışı her yol denenmiştir.

SIRADA CİNSİYETÇİ KÜFÜR VARMIŞ!

Nitekim iş sözleşmesi sona erdirilen hiçbir öğretim elamanına yasaların gerektirdiği haklı ve geçerli bir neden sunulmamış, konu ile ilgili hukuka uygun olmayarak iş sözleşmelerinin sona erdirildiği bildirilmiştir. Kuşkusuz bu bir değersizleştirme çabasının da parçası olduğu kadar, eğitim emekçilerine gerek akademik personel gerek üniversite çalışanı olarak gösterilen bakış açısını da ortaya koymaktadır. Bu kadar mı? Hayır! Sırada bir de hakaret ve cinsiyetçi küfür etmek de varmış...
Bu hakaret son bir yıldır devam eden gayri insani davranışların geldiği kabul edilemez son noktadır. Kişisel olmaktan çok, toplumsal bir sorundur; erkek egemen bir düşünüşün, hakkını arayan bir kadına yönelik bakış açısının doruğudur. Mütevelli Heyet Başkanının pek çok kişinin önünde 25 Haziran’da yapılan tebliğin bir yanlış bilgilendirmeden kaynaklandığını, bunun geçerliliğinin olmadığını belirtmesi üzerine sorun çözülmüş görünüyordu. Ama 31 Ağustos’ta sözleşme dolmasına rağmen yeni bir sözleşme yapılmadığı gibi iş sözleşmemin hangi haklı ve geçerli neden ile uzatılmayıp, sonlandırıldığı da bana bildirilmedi. Oysa bu yasal bir gerekliliktir. Bu karmaşık sorunu çözmek için sıralı amirim olan dekanla görüşmek için 16 Eylül’de gittiğim dekanlık odasında hakaret ve cinsiyetçi bir küfre maruz kaldım. Sene boyunca direnmeye çalıştığımız baskı ve mobbing ortamında, harcadığımız tüm emeklerin saygısızca değersizleştirilmesi bir kenara, hakkı olan bir belgeyi almak için orada bulunan bir emekçiye hakaret ve cinsiyetçi küfür kabul edilemez bir davranıştır. Bu hakaret ve cinsiyetçi küfür, son bir yıldır devam eden, baskıcı, cinsiyetçi, siyasal görüş, etnik köken, mezhep ayrımcılığının yarattığı baskı, tehdit, aşağılama ve hakaret sürecinin geldiği kabul edilemez ve utanç verici son noktasıdır.

DURUMU YARGIYA TAŞIDIM

Bu olayı topluma ve öğrencilerime karşı sorumluğum olarak gördüm; kamuoyu ile paylaştım ve yargıya taşıdım. Karşı karşıya kaldığım cinsiyetçi küfür nedeniyle savcılığa yaptığım suç duyurusuna karşılık savcılık, üniversitenin kamu kurumu sayılması nedeniyle olayla ilgili soruşturma yetkisinin üniversite rektörlüğünde olduğu kararını vererek, soruşturma için dosyayı rektörlüğe gönderdi. 16 Eylül günü ben dekanlık sekreterliğinde küfür ve hakarete maruz kaldıktan hemen sonra tutanak tutulması için beklerken olaya dahil olan rektör, dekanın küfür ve hakaretini kendisine açıkça ifade etmem karşısındaki suskunluğunu halen sürdürmektedir. Tacizin ve her türlü hukuksuzluğun üstünün örtülerek görmezden gelindiği bir işyerinde kadın düşmanlığı ve küfrün de sessizlikle karşılanması şaşırtıcı değil.

Yapılması gereken, Toros Üniversitesi’nin, bir yönetici tarafından bir kadın akademisyene edilen küfür ve hakareti tanıklar ve kanıtları ile birlikte tarafsızca soruşturması; bundan sonra böyle cinsiyetçi, gerici uygulamalara izin verilmemesi, üniversite emekçilerini değersizleştirmeye yönelik tutumun değiştirilmesi ve kamuoyu nezdinde özür dilemesi idi.

Ancak geçen onca zamana (yaklaşık iki ay) karşın üniversite yönetiminin, savcılığın verdiği soruşturma yetkisini halen kullanmadığı, herhangi bir etik kurul oluşturularak olayın tanıkları ve kanıtları ile soruşturulmadığı, aksine olayı duyuran bir başka kadın öğretim üyesinin işten çıkarıldığını görmekteyiz. Tarafsız bir soruşturma ile adaletli davranmak bir yana, geçen zaman, rektörlüğün herhangi bir soruşturma yapmaya, olayı aydınlatarak kamuoyunu bilgilendirmeye dahi gerek duymadığını, topluma, çalışanlarına, öğrencilerine karşı herhangi bir sorumluluk taşımadığını göstermektedir. İşten çıkarma sürecinde hak ve hukuk gözetmeyen bir yönetimin şimdi bir kadın akademisyene cinsiyetçi küfür ve hakareti örtbas etme çabası içinde olması üniversitenin haksız, hukuk dışı, etik dışı, cinsiyetçi uygulamalarının son noktasını oluşturmaktadır.

NEVRA AKDEMİR REKTÖRLÜĞÜ GÖREVE ÇAĞIRMIŞTI

Tekil değil, toplumsal bir sorun olarak her gün defalarca karşımıza çıkan erkek egemen cinsiyetçi zihniyetin yansımaları olan bu tür söylem ve davranışlar kabul edilemez. Bu tür davranışlara yıl boyunca şahit olan, buna sessiz kalmayan, tepki gösteren meslektaşlarımdan Dr. Nevra Akdemir’in bu küfür ve hakareti kişisel e-mailinden çeşitli gruplarda paylaşmış olduğu için işten atılması ise karşı karşıya olduğumuz durumu açıkça göstermekte olup; hak ihlallerinin ulaştığı boyutu da ortaya koymaktadır. Toros Üniversitesi’nde 13 bilim emekçisinin işten çıkarma süreci ile açığa çıkan ve bir kadın akademisyen olarak benim bir yönetici tarafından hakarete maruz kalmam süreci, bir de bu sorunu duyurduğu için özel e-maili konu edinerek Dr. Nevra Akdemir’in işten çıkarılması ile taçlanmıştır. Oysa Dr. Nevra Akdemir, yasal olmayan, bilimsel olmayan ve etik dışı bu uygulamalar nedeniyle kamuoyunu ve kitle örgütlerini duyarlı olmaya, üniversite rektörlüğünü de görevini yapmaya çağırmakta idi.