Kadınların bedeni, erkeklerin politikası

16 Ekim 2014 tarihinde Taraf gazetesinin Guardian gazetesinden aktarımı ile Facebook ve Apple şirketlerinin kadın çalışanlarının “yumurtalarını dondurma” masraflarını üstlendiğini öğreniyoruz. İlk bakışta olumlu bir uygulama gibi görünse de beden politikaları, haneiçindeki cinsiyetçi işbölümü ve çocuk bakımının kurumsallaşması eksenlerinde dile getirilmesi önemli olumsuzluklar barındırıyor. Bu üç eksen içiçe geçerek cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretiyor.
Yumurtaların dondurulması herkesin ulaşabileceği bir ‘olanak’ değil. Olanak kelimesi tırnak içinde çünkü dondurulmuş embiryolar ile hamile kalma olasılığı normal sürecinde hamileliğe göre daha az. Dolayısıyla embiryo dondurma işlemi çoğunlukla ciddi sağlık sorunları olduğu durumlarda, tedavi süreci tamamlandıktan sonraki hamilelikler için tercih ediliyor. Diğer taraftan, maliyeti yüksek olduğu için, isteyen herkesin yaptırabileceği bir uygulama da değil. Öyleyse, Facebook ve Apple gibi bilişim sektörünün önde gelen şirketlerinin kadınların yumurtalarını dondurması ile işi ne?
Bu sorunun cevabını verebilmek için yukarıda ifade edilen üç eksenin nasıl birikte işlediğini göz önüne almak gerekiyor. Kadınların bedenlerinin kontrol edilmesi devletlerin nüfus politikaları ve cinsiyet eşitliği perspektifleriyle yakından ilgili. Dünyadaki nüfus politikaları iki başlık altında toplanabilir. Antinatalist (doğumların azaltılmaya çalışılması) ve pronatalist (doğumun teşvik edilmesi). İlk gruba Çin ve Hindistan gibi nüfusu kalabalık ülkeler girerken, ikinci gruba örnek olarak aktif nüfusu azalan İskandinav ülkeleri verilebilir. Türkiye ise erken Cumhuriyet döneminden başlayarak 1960’ların ortasına kadar pronatalist bir nüfus politikası izliyor. Bu dönemden sonra da nüfusu azaltmaya yönelik politikalar uygulamaya başlıyor. Özellikle AKP hükümeti ile birlikte ise üçüncü bir döneme girildiği ve yeniden çocuk doğurmayı teşvik eden düzenlemelerin hayata geçirildiğisöylenebilir.
Nüfus artışını teşvik etsin ya da engellemeye çalışsın, bu politikaların tümü kadınların kendi bedenleri üstündeki hakkını görmezden geliyor ve doğurganlıklarını kontrol etmeye çalışıyor. Ülkeler bazında uygulamalara bakarak konu daha ayrıntılı elealınabilir, ancak yazının sınırları nedeniyle yalnızca, son dönemlerde Türkiye’deki kürtaj tartışmaları ve kürtaj hakkını sınırlamaya çalışan hükümetin, kadınların karşı duruşu nedeni ile geri adım atmasına rağmen fiiliyatta kürtajı zorlaştırmasını, ve her fırsatta “en az üç çocuk” isteğini dillendirmesini hatırlatarak,burada bırakalım.
Çocuk bakımı hemen hemen tüm toplumlarda kadınların birincil sorumluluğu olarak görülüyor. Bu sorumluluğun,haneiçinde kadınlar ve erkekler arasında nasıl paylaşıldığı ise toplumların cinsiyet rejimi ile yakından ilgili. Facebook ve Apple şirketleri, çalışanlarına farklı alanlarda birçok olanak sunarken , konu çocuk bakımına geldiğinde işin rengi değişiyor. Çalışanlarının çocukları içinbakım merkezleri açmak, hem kadınlara hem de erkeklereücretli ebeveyn izni vermek ve iş saatlerini ve çalışma biçimini çocuk bakım sorumluluğunun yerine getirilmesine uyumlu hale getirmek yerine -kadın çalışanlarına yaptığı yatırımın sekteye uğramaması için- onları yumurtalarını dondurmaları için teşvik ediyor. Ücretli izinler, azalan ve kayan çalışma saatleri ve cinsiyet eşitsizliğini aşındıracak şekilde erkeklerin de bu imkanlardan faydalanmasının sağlanması ekonomik açıdan sürdürülebilir görülmediğinden,çocuk bakımı probleminin ötelenmesi için böyle bir uygulama desteklenebiliyor.
Çocuk doğurmak istediklerinde bu ihtimalin azalmasına, bilişim sektörü gibi giderek daha genç çalışanların tercih edildiği bir alanda çocuk sonrası işe dönmelerinin zor olacağı bilgisine ve dolayısıyla işgücü piyasasının dışında kalma riskine rağmen kadınlar yumurtalarını donduruyorlarsa, buradakinin gerçekten bir tercih olup olmadığı sorusunu aklımızın bir köşesinde hep tutmalıyız. Kurumsal ücretsiz/düşük ücretli hizmetleryaygın ve ulaşılabilir olsa, erkeklerin çocuk bakım yükünü paylaşsa ve devlet de bunun teşviki için gerekli yasal düzenlemeleri yapsa, ancak o zaman bir tercihten bahsetmek mümkün olabilir. Hatırlanırsa, yarı-zamanlı çalışmanın teşvik edilmesi de ‘kadınların tercihi’ üzerinden inşa ediliyor. “Kadınlar hem çocuk bakmak, hem de işgücü piyasasında yer almaya devam etmek istediklerinden yarı zamanlı çalışma en ideali” iddiası sıklıkla dile getiriliyor. Oysa ki tüm dünyada yarı zamanlı çalışma, daha az ücret ve daha fazla gelecek kaygısı anlamı taşıyor. Ancak kadınlar, erkekler bu sorumluluğu

paylaşmadığı, kaliteli ve ulaşılabilir hizmetlerin yok denecek kadar az olduğu, ve iş ve işdışı yaşamın uyumlaştırılmasında ibrenin hep işin sekteye uğratılmaması yönünde olduğu bir durumda  –bu yazıda işaret edildiği gibi- mecburen yumurtasını dondurmayı ve/ya da yarı zamanlı çalışmayı isteyebiliyor.
Nüfusun arttırılması ya da azaltılması uygulamaları kadınların çocuk sahibi olma konusundaki kararlarını gözardı ederek, onları doğurmaya ya da doğurmamaya zorunda bırakıyor. Teşvik adı altında çocuk başına ödenen paraları düşünelim. Bu destekler, erken çocukluk bakım ve eğitim hizmetlerinin yaygın olduğu ve bu sorumluluğun kadınlar ve erkekler arasında eşit paylaşılmasını sağlayan mekanizmaların işletildiği bir ülkede cinsiyet eşitsizliği üretmeden çocuk sahipliğini cazip hale getirebilir. Ancak büyük oranda kadınların çocuk baktığı,bakım açığının piyasadan para karşılığı hizmeti alımı ile çözülebildiği, enformel çalışmanın yaygın olduğu toplumlarda ya kadınların işgücü piyasasına hiç girmemeleri, ya geçici ya da kalıcı olarak çalışma hayatını bırakmaları ya da ailenin kadın üyelerinin emeğine başvurmak zorunda kalmaları anlamına geliyor. Üstelik, çocuk bakımının eşitsiz paylaşımı kadınları yalnızca çalışma değil hayatın diğer alanlarından da izole ediyor.
Taraf gazetesi Facebook ve Apple şirketlerinin yumurta dondurma maliyetini karşılamasını“Kadınlar gönül rahatlığıyla çalışsın diye” başlığı ile vermiş. Çocuk sahibi olmak isterken, kariyerinizden olmamak için bir daha çocuk yapamama riskini göze alarak, ya da ilerde çocuk bakımı konusunda yaşanabilecek zorlukları düşünerek nasıl gönül rahatlığıyla çalışılır, insan gerçekten merak ediyor.