"Çocukların İşçi Olmadığı Bir Dünya İçin" / İTO Atölye

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin düzenlediği “Çocuk İşçiliği Atölye Çalışması” İstanbul Tabip Odası’nda emek ve meslek örgütlerinden uzmanların ve çalışanların katılımıyla yapıldı. Araştırmalar ve deneyimlerle Türkiye’de ve dünyada çocuk işçilik, çocuk emeğinin sömürülmesi, çocuk işçilerin yaşadıkları iş kazaları ve iş cinayetlerine dikkat çekildi. Çocuk işçiliğin önlenmesi için verilen mücadele örneklerine de yer verilerek “Çocuklar İşçi Olmasın” denilerek çocuk işçiliğin sona ermesi için daha kapsamlı bir çalışmalar yapılarak mücadeleyi yükseltme kararı alındı.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü’ne yönelik bir süredir yürüttüğü çalışmalar sonrası çocuk işçilik, çocuk emeğinin sömürüsü ve istismarına ilişkin farkındalık yaratma ve güçlü bir mücadele alanı yaratma amacıyla düzenlediği etkinlikler 13 Haziran’da  İstanbul Tabip Odası’nda yapılan  “Çocuk İşçiliği Atölye Çalışması”yla sonuçlandırıldı.  İstanbul Tabip Odası’nda emek ve meslek örgütlerinden uzmanların ve çalışanların katılımıyla yapılan atölye çalışmasının sunumunu Dr. Ercan Duman yaptı.

2002 yılından beri Uluslararası Çalışma Örgütü’nün başlattığı çalışmalar sonucunda 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü olarak anıldığını belirtti.  İSİGM olarak işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınması, iş kazaları ve iş cinayetlerinin önlenmesi amacıyla başlatılan çalışmalarıyla çocuk işçiliğinin de önemli bir emek gücünü oluşturduğunu söyleyen Duman,  çocuk işçilerin iş kazaları, meslek hastalıklarına maruz kalmalarına, iş cinayetlerinde yaşamalarını yitirdiklerini ve İSİGM olarak çocuk işçiler konusunda farkındalık yaratabilmek, çocuk emeğinin ve sömürüsüne ve çocuk işçilerin iş cinayetlerinde ölmesine son vermek için bir mücadele alanı açmak gerekliliğiyle çalışmalar yürüttüklerini aktardı. 12 Haziran günü de bir basın açıklaması ve çocuk işçiliğe dikkat çekmek amacıyla İFSAK’ta bir Çocuk İşçiler Fotoğraf Sergisi yapıldığını ve katalog hazırlandığını belirtti.

Tarım, maden, inşaat, otomotiv ve daha bir çok sektörde çalışan çocuk işçilere bulunduğuna işaret eden  Duman, Soma’da madende yaşanan katliamla birlikte madenlerde yoğun çocuk emeği sömürüsüne de, iş cinayetlerine yaşamın yitiren çocuk işçilere de bir kez daha dikkat çekilmiş olduğunu belirtti.  Ve sözü çocuk İşçilik konusunda kapsamlı, özgün çalışmaları ve araştırmaları Ekrem Murat Zaman’a bıraktı.

Ekrem Murat Zaman “Zonguldak Kömür Havzasında Sosyal Politikalar ve Çocuk İşçiliğin 

Tarihçesi” başlığıyla yaptığı sunumda madenlerdeki çocuk emeği sömürüsünü anlamak için önce madenleri ve tarihini, sanayileşme ve kentleşmenin tarihini bilmek gerektiğini belirtti.

Zonguldak ve çevre illeri de kapsayan maden havzası ve çocuk işçileri anlatan slayt gösterimi eşliğinde şehrin kendi dilinden dünyadaki ve Türkiye’deki kapitalizmin, sanayinin gelişimini bunun sosyal yaşama yansımasını tarihçesini anlattı. Osmanlı döneminden başlayarak kömür ve demirin tarihçesiyle Zonguldak ve kömür havzalarının ortaya çıkışını aktaran Zaman, Zonguldak’ın Türkiye’nin gelişmesinde büyük payı nedeniyle  övünç kaynağı haline gelişini, demirin ve kömürün çocuk emeğinin de büyük oranda sömürüsüyle varolduğunu şehrin sesi ve görüntüsüyle anlatarak izleyenleri etkileyen bir sunum yaptı. Zonguldak’ta çıkan demir ve kömürün, kentleri oluşturduğunu, sanayileşmeyi sağladığını, ilk maden üniversitesinin açılmasını getirdiğini belirten Zaman, demir ağlarla örülen yurdu dolaşan demir ve kömürün nasıl işçilerin emekleri ve canlarıyla varolduğunu ve bu sektördeki çocuk emeği sömürüsünü gözler önüne serdi. “Maden işçisi çocuğunu babasız bıraktı, madende çalıştırdı ama yurdunu demirsiz kömürsüz bırakmadı” sözleri ise Soma ve diğer maden ocaklarında yaşamını yitiren yüzlerce maden işçisini hatırlattı bir kez daha.

Doç. Dr. Perran Boran ise çocuk işçilik tanımlamalarına yaş sınırlamalarına dikkat çekerek başladığı sunumunda çocuk emeğinin kullanıldığı iş kollarındaki hafif işler ve tehlikeli işler tanımlamalarının hangi kıstaslara göre belirlendiği, bunların çocukların sağlıklarını korumalarının sağlanmasında ne derecede yarar getirebileceği konuları üzerinde durdu.

Çocuk işçilik tanımlamaları, yaşlara ve işin tehlikesine göre sınıflandırmalara dikkat edilip edilmemesi bir yana bunların da çocuk emeğinin sömürüsünün önüne geçmede ne derece etkisi olacağı üzerine sorularla konuyu irdeleyen Boran, çocuk işçilerin yaşları, fiziksel ve ruhsal gelişimleri, aileleri, içinde bulundukları sosyal ortamlar ve çalıştıkları sektörler ve yaptıklar işler açısından karşılaştıkları sağlık sorunları, meslek hastalıkları konusunda bilgiler aktardı.  

Çocuk işçilerin fiziksel olarak gelişme döneminde olmaları nedeniyle metabolizmalarının çok daha hızlı çalıştığını ve meslek hastalıkları ve iş kazalarına çok daha fazla maruz kaldıklarını belirten Boran, inşaat, tarım, maden, ayakkabıcılık, metal sanayi, tekstil ve daha bir çok iş kolundaki çocuk işçilerin yaşlarına ve mesleklerine göre karşılaştıkları meslek hastalıklarına örnekler verdi.

Boran çocuk işçilerin genel olarak ailelerinin ekonomik sıkıntıları nedeniyle çalışmak zorunda kaldıklarını ve eğitimlerini sürdüremedikleri için kendilerinin de yetişkin olduklarında yine  düşük ücretli işlerde çalışmaya devam etmeleri nedeniyle onların da çocuklarının çalışmak durumunda kalması şeklinde süre giden duruma da dikkat çekti. Kapitalist sistemin işleyiş yasaları nedeniyle çocukluğunda eğitiminden, sağlığından mahrum, yoksulluk nedeniyle çalışmak zorunda bırakılan çocuk yetişkinliğinde de yoksunluğa mahkûm ediliyor.

Prof. Dr. Ümit Biçer ise “Çocuk İstihdamı” başlığı altında sunum yaptı. Kapitalizmin gelişimiyle birlikte ucuz iş gücüne ihtiyaç, kadın emeği ve çocuk emeğinin üretimdeki tarihçesine değinen Biçer, çocuk işçilik tanımının ortaya çıkışını ele aldı.

Kapitalizmin nitelikli insana ihtiyaç duymasını, bunun ise beslenme, barınma, eğitim, bir meslekte uzmanlaşma gibi süreçleri gerektirdiğini ifade eden Biçer, diğer yandan işçi sınıfının ortaya çıkışıyla birlikte bir takım hakların tanımlanması, bunların korunması yönündeki mücadele sürecine değindi. Üretim sürecindeki bu aşamaların sonucunda ucuz işgücü isteyen sermayenin kadın ve çocuk emeğine yönelmesini getirdiğini belirten Biçer, kapitalizmin gelişimiyle birlikte çocuk emeği kavramının ve tanımlamaların da yapılmasının ortaya çıkış sürecini aktardı.

Dünyada ve Türkiye’de üretimdeki çocuk emeği, çocuk işçilik tanımlamaları, yaş sınırlamaları, çocukların çalışabilecekleri ve çalışmamaları gereken meslekler ve işler konusundaki yasaları, uygulamaları, tedbirleri ve bunların pratikteki durumlarına da örneklerle yer veren Biçer, çocuk işliğin bu tanımlamalar yapılarak önlenemediğini aksine çocuk işçiliğin aslında yasal hale getirildiğini ve çocuk emeği sömürüsünün, istismarının sürdürülür hale geldiğine dikkat çekti.

Çocuk işçiliğin, emek sömürüsünün ve istismarının ekonomik ve sosyal nedenlerine, çocuğun içinde bulunduğu sosyal şartlar, ailesinin durumuna ilişkin faktörlere de değinen Biçer, çocukların üretimde yer almalarının çocuğun gelişimi yönündeki yüksek yararının korunmasının önünde engel olduğunu örneklerle açıkladı.

Çocuklara ilişkin yasaları ele alan ve çocuk cezaevlerinin varlığına dikkat çeken Biçer, sorumluluğu yetişkinlere ve devlete ait olduğunu ve çocuğun ‘suçlu’, ‘suç işleyen’ olarak tanımlanamayacağını belirtti.

Çocuklar işçilik, çocuk emeğinin sömürüsü, çocuk istismarı, fiziksel, cinsel istismar konularında da araştırmalar deneyimler üzerine örnekler veren Biçer çocukların sağlıklı olarak yetişmelerinin ve korunmalarının sağlanamadı bir ülkede yaşamakta olduklarını belirterek çocuk cezaevlerinin olduğu bir ülkede, çocuğu cezalandırma zihniyeti var olduğu sürece çocuk istismarının önlenmesinin mümkün olamayacağını belirtti.

Çocuk emeğinin sömürüsü, çocuk istismarı konularında örnekler veren Biçer, olaylara biçimsel ve kavramsal olarak yaklaşımlar üzerine de tartışmalar yürütülmesi gerektiğinin altını çizerek sözlerini tamamladı.

Dr. Arif Akalın “Çocuk Emeği ve Kapitalizmin Gelişimi” başlığıyla yaptığı sunumuna İngiltere’de tekstil sanayinin gelişim sürecinden ve kadın ve çocuk emeğinin üretim aşamasına dahil oluşundan örnekler vererek başladı. Makineleşmenin gelişimiyle birlikte İngiltere’de 1800’lü yıllarda  toplam emek gücünün % 50’sini çocuk emeğinin oluşturduğunu hatırlatan Akalın, kapitalist sistemdeki çocuk emeğinin yoğunluğuna dikkat çekti.

Kapitalizmin gelişimiyle birlikte çocuk işçiliğin çok küçük yaşlara kadar indiğini 1600’lü yıllarda 5 yaşındaki çocukların işçilik yapmak zorunda kaldıklarını ve her yıl üretime katılmak zorunda kalan çocuk sayısının hızla arttığını aktaran Akalın,  ABD’de ise 1910’lara kadar hemen sektörde çok yoğun olarak çocuk emeğinin yer aldığını belirtti.

İşçi sınıfının haklarını korumaya yönelik mücadelesiyle birlikte çocuk emeği sömürüsüne ilişkin bir takım kısıtlamaların ve çocukları korumaya yönelik tedbirlerinde gündeme geldiğini, 1903’te ise ilk kez işçi sağlığına ilişkin olarak işi giriş muayenesi, 10 yaşın altındaki çocukların çalıştırılmaması yönündeki yasaların yapıldığını belirten Akalın, işçi sınıfının İngiltere, Fransa ve Almanya’da verdiği çetin ve kanlı mücadelelerle bir takım haklarına sahip olabildiğini belirtti. Paris Komünü’nün egemen sınıflara ilk büyük korkuyu yaşattığını ve bunun işçilerin çalışma şartlarında bir takım iyileştirmeleri yapmalarının bir zorunluluk olduğunu kavrattığını aksi takdirde işçi sınıfının yaşamı kendi ihtiyaçları doğrultusunda örgütleyeceğini bildiği için bir takım hakların yasalarla belirlendiğine dikkat çekti ve çocuk işçilere ilişkin yaş belirlemesi, çalıştırılmayacakları meslekler ve işlere ilişkin kısıtlamaların da bu mücadele sonucunda sağlandığını belirtti.

1919 yılında 18 yaş altındaki çocukların çalıştırılmasının yasaklanmasına ilişkin uluslararası toplantıya katılmayı kapitalist gelişmenin hızla yaşandığı Rusya’nın  reddettiğini fakat 13 Kasım 1917’deki devrimin ardında Sovyet hükümetinin çıkardığı ilk kararnamenin çocukların çalıştırılmasının yasaklanmasına ilişkin olduğuna dikkat çeken Akalın, çocuk emeğinin kısıtlanması ve çocuğun korunmasına ilişkin tedbirlere ilişkin yasalara değindi.

Çocuk emeğinin korunması için iki türlü tedbirin öne çıktığını bunlardan birisinin zorunlu eğitim süresinin uzatılması, diğerinin ise yaş, meslek, çalışma şartları konusunda kısıtlamaların getirilmesi olduğunu belirten Akalın çocuk emeğinin ekonomik boyutla ilişkisini ele aldı.

Türkiye’de ve dünyada çocuk emeğinin yoğun olarak kullanıldığı sektörlere değinen Akalın, çocuk emeğinin tarım alanında, aile içi işlerde çok daha yoğun olarak kullanıldığını ve görünmez olduğuna da dikkat çekti. Çocuk istismarının önlenmesi için alınan tedbirlerin ailenin ekonomik sorunları çözülmedikçe mümkün olmayacağını belirtti.

Çocuk emeğinin; doğrudan istihdam, dolaylı istihdam ve mesleki eğitim adı altında çıraklık stajyerlik yoluyla istihdamı olmak üzere sömürüldüğünü belirtti. Akalın, kapitalist üretim sisteminde kısıtlamalarla, yasalarla çocuk emeği sömürüsünün engellenemeyeceğini çocuk işçilik örnekleriyle anlattı ve çocuk işçiliğin olmadığı bir dünyanın mümkün olduğunu ve bunun deneyimlerinin yaşandığını ve tekrar hayata geçirilebilir olduğunu belirterek sunumunu tamamladı.

Sunumların ardından Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman  çocukların çalışmasının engellenmesi, çalışmak zorunda kalan çocukların korunması yönünde örgütlenme konuları üzerine sorular üreterek, çocuk işçilik, çocuk emeği sömürüsü konusunda daha kapsamlı çalışmalar yapılması gerektiğine işaret etti.

Av. Ayse Mert ise çocukların hakları, çocuklarla ilgili suç ve mağduriyet konularındaki tartışmalara değindi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından uygulanan politikalar, pratikteki uygulamalar konusunda çocuk emeği ve çocuk işçilik konularını ele alan Mert, devletin bu konudaki sosyal hizmetlerinin yetersizliğine dikkat çekilerek çocuk işçilik ve çocuk emeği konusunda daha kapsamlı çalışmalar yapılması ve farkındalık yaratacak bir mücadele başlatılması gerektiğini belirtti.

Eğitim-Sen üyesi Ezgi Akyol ise çocuk emeği sömürüsünün, çıraklık, stajyerlik adı altında da sürdüğünü ve bir çok kurum ve kişi tarafından yetişkin insanın öğrencilik süreci olarak görüldüğünü ve çocuk emeği sömürüsü olarak görülmesinin sağlanması ve bunun önüne geçilmesini sağlamak amacıyla emek ve meslek örgütlerinin de katılımıyla bir mücadele sürecinin gerekliliğine değindi.

İHD İstanbul Şubesi  avukatlarından Tülay Bingöl ise insan hakları örgütleri olarak çocuk hakları, çocuk işçiler, çocuk emeği konularındaki uygulamaları konusundaki yasal düzenlemeler ve pratikteki uygulamaları konusunu ele aldı. Çocuğun “zorunlu çalışması” ve “özgür iradesiyle çalışması”, ‘çocuk hakları’, ‘çocuğun çalışma hakkı’ tanımlamalarına da dikkat çeken Bingöl, bir çok meslek dalından uzmanların da yer aldığı çocuklar ve çocuk işçiler üzerine ayrıntılı çalışmalar yapılmasına ihtiyaç olduğunu ifade etti.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Coşkun Canıvar ise çocuk emeği sömürüsüne tarım işçiliğinden örneklerle değindi. Tarım alanında çocukların aileleriyle birlikte çalıştığını, tarlada, bahçede çalışmasa bile çadırlarda çocuk bakımı yapmak durumunda kaldığını dolayısıyla çalıştığını belirten  Canıvar, tarım işlerinde çalışan ailelerin çocuklarının zorunlu eğitimlerini bile tamamlayamadıklarına dikkat çekti.

Maden ocaklarındaki çocuk işçilere de değinen Canıvar, çocuk emeği sömürüsünün engellenebilmesi için hukuki ve fiili mücadelenin zorunluluğuna dikkat çekti.

Gündem Çocuk Derneği’nden Hakan Acar, çocuk emeğinin sömürüsünün engellenmesi için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ve sosyal hizmetler biriminin temel sorunlar düzeyinde yeterli faaliyet göstermediğine dikkat çekti. Çocuk işçilik ve çocuk emeği sömürüsü üzerine istatiksel verilere de dikkat çeken Acar, gerçek anlamda bir rakamın hiçbir sektör için verilemediğini, kayıt altına alınmayan bir çok çocuğun çalıştığını farklı sektörlerde ve işlerde çocuklardan örnekler vererek belirtti.

İstanbul Tabip Odası’ndan Lale Tırtıl ise dünyada ve Türkiye’de çocuk işçilik, çocuk emeğinin üretimde yer alması, nüfus ve göç politikaları, aile planlamasına ilişkin politikalarla birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.

Zeynep Cansu Elifgil ise çocukların eğitim süreci, aile içi işlerde çocuk emeği, çalışmak zorunda kalan çocukların haklarının korunması için  örgütlenmesi konularına değindi.

İSİG Meclisinden Barış Gönülşen,  çocuk işçilerin işçi sınıfının bir bileşeni olduğunu belirterek işçi sınıfının emeğinin korunamadığı bir ülkede çocuk emeği sömürüsünün de engellenemeyeceğine dikkat çekti. Çocuklar işçi olmasın denildiğini ama yasalarla çocuk emeğinin üretim aşamasına dahil edildiğine belirten Gönülşen, sendikalar ve meslek odalarının bu konuda işçi sınıfını ve çocukları bilinçlendirmek için çalışmalar yürütmeleri gerektiğini belirtti.

Ressam İrfan Ertel, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş güvenliği Meclisi’nin çocuk işçilere yönelik çalışmalarına, yapılan etkinliklere değindi.  bu konuda farkındalık yaratma çabasından bahsederek atölye çalışmalarının daha çok kişiyi kapsayacak şekilde yapılması gerektiğine, emek ve meslek örgütleriyle birlikte güçlü bir mücadelenin önemine işaret etti.

Maden Mühendisi Hatice Başaran çocuk işçiler, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri, işyeri hekimliği, çocuklara yönelik sağlık bilgilerinin yetersizliğine ilişkin sorunlara dikkat çekti.

Çocuk İşçiliği Atölyesi “Çocuk İşçiler Olmasın” şiarıyla, çocuk işçiliğe, çocuk emeğine dikkat çekmek, bu konuda toplumsal farkındalık yaratmak için emek ve meslek örgütlerinden katılımcıların artması ve çocuk işçiliğin ortadan kalkmasına yönelik çalışmaların ve mücadelenin başlatılması ortak kararıyla sona erdi.

 
 
http://istabip.org.tr/index.php/haberler/3403-cocuk-cilii-konulu-atoelye-calmas-stanbul-tabip-odasnda-yapld.html